Hakemli · Açık Erişim · Türkçe / İngilizce · Üç Aylık

Ana Sayfa/Cilt 1 · Sayı 1/Araştırma Makalesi
Araştırma Makalesi

Amerika Sonrası Dönemde Adil Bir Dünya Düzeni İnşa Etmek

Öz

George H. W. Bush’un yaklaşık 30 yıl önce gerçekleştirdiği “Yeni Dünya Düzeni” çağrısından beri dünyada pek çok şey değişmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Soğuk Savaş sonrasındaki liderliği, küresel istikrar yaratmada başarısızlığa uğramakla kalmamıştır; aynı zamanda sosyoekonomik eşitsizliklerin küresel ölçekte keskinleşmesine yol açmıştır. Tabii bu durum, çok kutuplu bir dünya düzeninin ortaya çıkışını büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. Siyaset biliminde “dünya düzeni” kavramı, meşruiyetini uluslararası işbirliğine yönelik birtakım adalet ölçütlerinden alan bir küresel yönetişim sistemini anlatır. Mevcut makale, John Rawls esinli bir adalet felsefesinin bakış açısından dünya düzeni kavramını yeniden ele almayı önermektedir. Bunu gerçekleştirirken amaç, ABD merkezli dünya düzeninin temel adalet meselelerine yönelik bugüne kadar nasıl bir yaklaşımda bulunduğunu ve aynı zamanda kurulu dünya düzenine karşı yükselen yeni alternatiflerin benzer meseleleri Amerika sonrası bir bağlamda nasıl değerlendirdiğini anlamaktır. Makale, süreç analizi yöntemini kullanarak üç bölümden oluşan bir sav ileri sürmektedir. İlk olarak ABD’nin liderliği, küresel yönetişimin ana değerleri olarak karşılıklılık ve karşılıklı güven ilkelerini korumada başarısızlığa uğramıştır. Bunun yerine, gelişmekte olan ülkeler daha adil bir dünya için alternatif değer ve ilkeler öne sürmede başı çekmeye başlamıştır. İkinci olarak ABD’nin liderliği, uluslararası kalkınmaya engel olma pahasına neoliberalizm ve askeri müdahalecilik gibi sömürücü ve zora dayalı pratiklere başvurmayı sürdürmektedir. Gelişmekte olan ülkeler ise barışçıl ve sürdürülebilir insani kalkınma pratiklerini öne çıkarmaktadır. Üçüncü ve bütün bunlara bağlı olarak ABD’nin liderliği, kendi oluşturduğu kurumsal düzenlemelerdeki krizin önünü alamamaktadır. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerin alternatif küresel yönetişim kurumları yaratmasına koşut ilerlemektedir.

Tam Metin

Giriş

George h. w. bush’un yaklaşık 30 yıl önce yaptığı “Yeni Dünya Düzeni” çağrısından beri dünyada pek çok şey değişmiştir. Bush, Birinci Körfez Savaşı’nın tırmanışa geçtiği dönemlerde yaptığı bir konuşmada, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğinde “terör tehdidinden arınmış, daha güçlü bir adaletin peşinde ve daha kapsamlı bir barış sağlayacak” (Bush, 1990, par. 6Bush, G. H. W. (1990). Address Before a Joint Session of Congress.) bir yeni dünya düzeni ilan etmişti. “ABD liderliğinin alternatifinin olmadığını” (Bush, 1990, par. 9Bush, G. H. W. (1990). Address Before a Joint Session of Congress.) iddia ederek ABD’nin küresel itibar ve güvenilirliğini vurgulamıştı. Bush, bir başka konuşmasında Körfez Savaşı’nın Yeni Dünya Düzeni yolunda ABD için ilk başarılı sınama teşkil ettiğini ifade etmişti (Bush, 1991Bush, G. H. W. (1991). Address Before a Joint Session of the Congress on the Cessation of the Persian Gulf Conflict.). Böylelikle ABD’nin Yeni Dünya Düzeni hayalinin savaşkanlık ve küresel adalet ilkelerinin reddiyesi üzerine kurulu olduğunu saklamıyordu. Tabii ABD’nin savaşkan ve adaletsiz yaklaşımının Batı sömürgeciliği ve emperyalizminin bir mirası olarak geliştiği düşünülebilir. Tarih, her iki Dünya Savaşı da dahil olmak üzere kapitalizmin doğuşundan beri gerçekleşen belli başlı savaşların büyük çoğunluğunun kendi dünya düzenlerini tesis etmekle ilgilenen Batılı güçlerce başlatıldığını göstermektedir (Ray, 1999Ray, A. K. (1999). The Concept of Justice in International Relations. Economic and Political Weekly, 34(22), 1368–1374.). Hatta 20. yüzyıldan itibaren yaşanan “savaşların büyük bir kısmına Amerika Birleşik Devletleri dahil olmuştur” (Ray, 1999, s. 1369Ray, A. K. (1999). The Concept of Justice in International Relations. Economic and Political Weekly, 34(22), 1368–1374.). Bush’un savaş yanlısı retoriği ABD standartlarına göre herhangi bir istisna teşkil etmemektedir ve Bush’u takip eden yönetimler tarafından pratik düzlemde sürdürülmüştür.

Dünya düzeni terimi ilk defa George H. W. Bush tarafından ortaya atılmamıştır. Bu terim, kendi içerisinde olumsuz bir anlam da barındırmamaktadır. Tersine bu terimin asıl anlamı, küresel refah ve istikrarın uluslararası işbirliği aracılığıyla sürdürülmesini ifade eder. Siyaset biliminde en çok kabul gören dünya düzeni tanımlarından birisi, Anne Marie Slaughter tarafından ortaya atılmıştır. Slaughter, dünya düzenini “işbirliğini kurumsallaştıran, bütün millet ve halkların daha güçlü bir barış ve refah elde edeceği şekilde çatışmaları sınırlayan, yeryüzü koruyucuğunu geliştiren ve minimum insan onuru standartlarına erişeceği bir küresel yönetişim sistemi” (2004, s. 26) olarak tanımlar. Bu şekilde dünya düzeni, meşruiyetini küresel işbirliğini yönetici birtakım adalet standartlarından alan değer yüklü bir kavram olarak karşımıza çıkar (Slaughter, 2004Slaughter, A. M. (2004). A New World Order. Princeton: Princeton University Press.). Mevcut bağlamda “meşruiyet” ise “kurumların, kendilerine değer atfedilmesi ve haklı ve uygun görülmesi seviyesi” olarak anlaşılabilir (Lipset, 1959, s. 71Lipset, S. M. (1959). Some social requisites of democracy: Economic development and political legitimacy. American Political Science Review, 53, 69–105.).

Slaughter’ın dünya düzeni tanımına yakından bakınca bu tanımın içerisinde yer alan meşruiyet standartlarının, barışçıl ve sürdürülebilir insani kalkınma mefhumuna hitap ettiği görülecektir. Bu mefhumun temel ilkeleri ise modern siyasal felsefedeki adalet düşüncesinden kaynaklanır (Brock & Moellendorf, 2005Brock, G., & Moellendorf, D. (Eds.). (2005). Current Debates in Global Justice. Dordrecht: Springer.). Örneğin Rawlsgil gelenek dahilinde çalışan düşünürlere göre (örn. Bertoldi, 2009Bertoldi, N. (2009). Rawls on International Justice. The Tocqueville Review/La Revue Tocqueville, 30(1), 61–90.; Kokaz, 2005Kokaz, N. (2005). Theorizing International Fairness. Metaphilosophy, 36(1/2), 68–92.) uluslararası işbirliğinin temeli, öncelikli olarak işbirliği düzenlemelerinin yarar ve sorumlulukları üzerine karşılıklı mutabakata dayanır. John Rawls’un çalışması; siyasal liberalizm ve dağıtıcı adalet geleneklerine yaslanarak toplumsal adalet bağlamında esas olarak eğitim, vergilendirme ve temel hak ve özgürlükler gibi sorunları ilgilendiren toplumsal temel yapıya yoğunlaşır. Rawls’un sözlüğünde, “adil fırsat eşitliğini” sağlamak için öncelikli olarak toplumun temel kurumlarını yeniden düzenlemek gerekir. Sosyo-ekonomik eşitsizliklerin, “toplumun en az avantaja sahip üyelerinin mümkün olan en fazla yararına” ve bireysel özgürlüklerden feragat etmeksizin hafifletilmesi bir zorunluluktur (Rawls, 1999, s. 63, 72Rawls, J. (1999). A Theory of Justice. Cambridge: Belknap Press of Harvard University.). Rawls, temel analiz birimi olarak topluluklardansa bireylere aşırı önem atfettiği ve küresel adalet sorunlarıyla az ilgilendiği için eleştirilmiştir. Son eserlerinde ise dağıtımcı adalet ilkesinin uluslararası ölçekte geçerli olmadığı ön kabulüne sarılmıştır. Onun mantığına göre ülkelerde yaşanan yoksulluk ve eşitsizlik, sömürgecilik ve emperyalizm gibi dış etkenlerden ziyade bireysel olarak her milletin kendi siyasal kültüründen kaynaklanır. İlerleyen satırlarda tartışılacağı üzere Rawls’ın eserini uluslararası ölçeğe uyarlayan bazı çağdaş yorumlar, onun bireyci ve kültürcü yaklaşımını daha radikal bir düzlemde aşma gayretindedir (Chatterjee, 2011Chatterjee, D. K. (Ed.). (2011). Encyclopedia of Global Justice. Dordrecht: Springer.).

Nancy Bertoldi’nin (2009, s. 64Bertoldi, N. (2009). Rawls on International Justice. The Tocqueville Review/La Revue Tocqueville, 30(1), 61–90.) Rawlsgil yorumlamasında, “bazı küresel koşulların ve sınır ötesi işbirliği pratiklerinin neden olduğu eşitsizliklerin küresel dağıtımcı adalet ilkeleri ışığında düzenlenmesi gerekir”. Bertoldi’ye göre söz konusu düzenlemeler; karşılıklılık ilkesine, yani işbirliğini yöneten ilkelerin karşılıklı tasdiğine dayanarak adil kurumsal düzenlemelerin yaratılıp sürdürülmesine bağlıdır (Bertoldi, 2009Bertoldi, N. (2009). Rawls on International Justice. The Tocqueville Review/La Revue Tocqueville, 30(1), 61–90.). Başka bir deyişle adil bir dünya düzeninin bileşenleri, ilk olarak işbirliğinin hak ve görevlerinin adil bir şekilde dağıtıldığına ilişkin karşılıklı bir anlayışa varmalıdır (1. İlke veya İ1) (Kokaz, 2005Kokaz, N. (2005). Theorizing International Fairness. Metaphilosophy, 36(1/2), 68–92.). Buna ek olarak, söz konusu hak ve görevlerin uygulamasında ilgili taraflara yönelik kayırıcı bir yaklaşıma sahip olunmamalıdır (Rawls, 1999, s. 5Rawls, J. (1999). A Theory of Justice. Cambridge: Belknap Press of Harvard University.). Özellikle adil bir dünya düzeni, hiçbir zayıf ülkenin veya daha küçük toplulukların uluslararası düzlemde sömürülmesine ve zorbalığa uğramasına fırsat vermemelidir. Tersine bu topluluklara, kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmelerine uygun koşullar sağlanmalıdır. Bazı yerlerde, burada geçen toplumsal adaletin kapsamı ekolojik adalete doğru genişletilmektedir (2. İlke, or İ2) (Dahbour, 2005Dahbour, O. (2005). Three Models of Global Community. In G. Brock & D. Moellendorf (Ed.), Current Debates in Global Justice (201–224). Dordrecht: Springer.; Pogge, 2005Pogge, P. (2005). Real World Justice. In G. Brock & D. Moellendorf (Ed.), Current Debates in Global Justice (29–53). Dordrecht: Springer.; Risse, 2005Risse, M. (2005). What We Owe to the Global Poor. In G. Brock & D. Moellendorf (Eds.), Current Debates in Global Justice (81–117). Dordrecht: Springer.; Sterba, 2005Sterba, J. P. (2005). Global Justice for Humans or for All Living Beings and What Difference It Makes. In G. Brock & D. Moellendorf (Eds.), Current Debates in Global Justice (283–300). Dordrecht: Springer.). Son ve bir önceki maddelere bağlı olarak karşılıklı mutabakat ve eşit muamele ilkelerinde anlamını bulan adil yaklaşımın, etkin düzenleme mekanizmalarına sahip güçlü bir kurumsal ortamda korunması zorunludur (3. İlke, or İ3) (Kokaz, 2005Kokaz, N. (2005). Theorizing International Fairness. Metaphilosophy, 36(1/2), 68–92.; Risse, 2005Risse, M. (2005). What We Owe to the Global Poor. In G. Brock & D. Moellendorf (Eds.), Current Debates in Global Justice (81–117). Dordrecht: Springer.).

Mevcut makale, adalet üzerine Rawlsgil bir siyaset felsefesinin merceğinden dünya düzeni mefhumunu yeniden incelemeyi amaçlamaktadır. Bunu gerçekleştirirken Amerikan dünya düzeninin temel adalet sorunlarını nasıl ele aldığı değerlendirilecek ve mevcut düzene karşı yeni ortaya çıkan alternatiflerin ABD sonrası bir çağda adalet meydan okumasını nasıl karşıladığı anlaşılacaktır. Bu çerçevede makale, süreç analizi tekniği aracılığıyla Rawlsgil felsefeden damıtılan adil küresel yönetişim ilkelerini (işbirliği koşullarına ilişkin karşılıklı değerler mutabakatı veya İ1; işbirliğine dahil bütün tarafların toplumsal adalet temelinde eşit muamele görmesi veya İ2; mutabakata varılan hak ve görevler ile toplumsal adalet adına fırsatların varlığını denetleyen kurumsal düzenlemeler veya İ3) kullanarak üç kısımlı bir sav ileri sürmektedir. Makale dahilinde öne sürülen ilk sav şudur: ABD’nin küresel liderliği, küresel yönetişimin temel değerleri olarak karşılıklılığı ve karşılıklı güveni sürdürememektedir (İ1). Tersine, gelişmekte olan ülkeler daha adil bir işbirliği kurmak adına alternatif değer ve ilkeler yaratılmasında başı çekmektedir. İkinci olarak ABD’nin küresel liderliği, uluslararası kalkınmaya köstek olma pahasına neoliberalizm ve askeri müdahalecilik gibi sömürücü ve zorbalığa dayalı pratiklere yaslanmaktadır (İ2). Bu durumdan farklı olarak, ABD’ye meydan okuyan gelişmekte olan ülkeler ise barışçıl ve sürdürülebilir insani kalkınmaya dayalı pratikleri öne çıkarmaktadır. Üçüncü ve buna bağlı olarak ABD’nin küresel liderliği, kendi kurumsal düzenlemelerinin krizini önleyememektedir (İ3). Gelişmekte olan ülkeler, bu duruma karşı alternatif küresel yönetişim kurumları yaratarak inisiyatif almıştır.

Mevcut araştırmada başlıca yöntem olarak kullanılan süreç analizi üzerine birkaç söz söylenmesinde fayda vardır. Bu yöntem, ağırlıklı olarak mantıksal çıkarımlara ve var olan kanıtları bir araya getirmeye dayanır. Böylelikle araştırma süreci dedektif çalışmasındaki gibi şekillenir: Her tür ipucu ile şüphelinin suç işlerken sahip olduğu araçlar, güdüler, tercihler, algı ve fırsatlar bir araya toplanır (Vennesson, 2008Vennesson, P. (2008). Case studies and process tracing: theories and practices. In D. della Porta & M. Keating (Eds.), Approaches and Methodologies in the Social Sciences: A Pluralist Perspective (223–239). Cambridge: Cambridge University Press.; Bennett, 2010Bennett, A. (2010). Process tracing and causal inference. In J. H. E. Brady & D. Collier (Eds.), Rethinking Social Inquiry (207–220). Plymouth: Rowman and Littlefield.; Collier, 2011Collier, D. (2011). Understanding process tracing. Political Science & Politics, 44(4), 823–830.). Süreç analizinin yorumlamacı içeriği (Vennesson, 2008Vennesson, P. (2008). Case studies and process tracing: theories and practices. In D. della Porta & M. Keating (Eds.), Approaches and Methodologies in the Social Sciences: A Pluralist Perspective (223–239). Cambridge: Cambridge University Press.), görgüsellikten taviz vermeksizin daha esnek bir öyküsel anlatım yapısına uygun fırsat sağlar. Bu yorumlamacı içeriğin aktör merkezli bir yaklaşımla harmanlanması, stratejik analiz ve uluslararası ilişkiler alanları ile yakın bir uyum içerisindedir. Çünkü her iki alan da, küresel aktörlerin tercihlerini, amaçlarını, değerlerini ve algılarını anlamakla ilgilenir (Gürcan, 2019eGürcan, E. C. (2019a). Multipolarization, South-South Cooperation and the Rise of Post-Hegemonic Governance. New York: Routledge.).

Bu başlığı takip eden kısım, küresel Amerikan liderliğinin dayanak noktasını teşkil eden ekonomik ve askeri meseleler üzerinden Amerikan dünya düzenini ele alacaktır. Sonraki kısımda ise makalenin odağı ABD’nin çözülmekte olan dünya düzenine karşı yükselen alternatiflere doğru çevrilecektir. Bu kısım, Amerika sonrası çağda yer alan yeni küresel yönetişim mekanizmalarını inceleyecektir. İncelenecek mekanizmalar arasında BRICS (Brazil, Russia, India, China, South Africa veya Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika), Şanghay İşbirliği Örgütü (Shanghai Cooperation Organization veya SCO), Avrasya Ekonomik Birliği (AEB-Eurasian Economic Union veya EEU), Kuşak ve Yol İnisiyatifi (Belt and Road Initiative veya BRI), Amerikamızın Halklarının Bolivarcı Bağlaşıklığı (Bolivarian Alliance for the Peoples of Our America veya ALBA) ve Güney Amerika Milletler Birliği (Union of South American Nations veya UNASUR) bulunmaktadır.

Küresel Yönetişim Dahilinde Aşınan ABD Liderliği: Ekonomik ve Askeri Sorunlar

ABD’de yüksek riskli kredi balonunun 2008 yılında patlaması, Amerikan ekonomisini temellerinden sarsmakla kalmamış; aynı zamanda dünya ölçeğinde bir ekonomik krizi tetiklemiştir. ABD özelinde, yükselen işsizlik ve evsizlik oranları ülke tarihinin en derinlikli kriziyle sonuçlanmıştır. Bu krizin bir diğer önemli sonucu ise ABD’nin küresel anlamda ekonomik liderliğinin güvenilirliğinin ciddi şekilde sarsılması olmuştur (Gürcan, 2019aGürcan, E. C. (2019a). Multipolarization, South-South Cooperation and the Rise of Post-Hegemonic Governance. New York: Routledge.; 2019b). 2008 krizi, aynı zamanda 2010-2011 döneminde bütün dünyaya yayılacak olan kamusal işgal hareketlerinin patlak vermesine neden olmuştur ki bu işgal hareketleri, yakın ABD tarihinin en geniş ve kapsamlı toplumsal olaylarına yol açmıştır ve sosyalizmin, ardından da aşırı sağcılığın Amerikan siyasetinin ana akımına taşınması için bir vesile olmuştur (Ross, 2016Ross, G. (2016). Austerity and New Spaces for Protest: The Financial Crisis and Its Victims. In P. Dufour & H. Nez (Eds.), Street Politics in the Age of Austerity: From the Indignados to Occupy (43–66). Amsterdam: Amsterdam University Press.). Krizin etkileri, ekonomik büyümenin ortadan kalktığı ve işsizlik oranlarının tavan yaptığı Avrupa’da hissedilmiştir (Gürcan, 2019aGürcan, E. C. (2019a). Multipolarization, South-South Cooperation and the Rise of Post-Hegemonic Governance. New York: Routledge.; 2019b). 2009 yılında sırasıyla %5.62, %5.48 ve %4.57 oranları ile Almanya, İtalya ve İrlanda, Avrupa’da en ciddi ekonomik daralma sorunu yaşamış olan ülkeler arasındadır. Yunanistan’ın ekonomisinin 2011 yılında %9 oranında küçülmesi büyük bir yankı uyandırmıştır. 2013 yılında Avrupa’nın işsizlik oranları tavan yapmıştır ve Yunanistan ve İspanya gibi ülkelerde %26’nın üstüne çıkmıştır. Aynı yıl genç işsizliği oranları İspanya’da %57’nin üzerinde, İtalya’da %39, Portekiz’de %37 ve Yunanistan’da yaklaşık %58 olarak gözlemlenmiştir (World Bank, 2016World Bank. (2016). Online Database.). En son tahlilde, Avro-Amerikan krizi, ABD patentli neoliberal siyasetlerin çöküşünü tescillemiştir ve tabii bu durum, Rawlsgil toplumsal adalet ilkesi ile çelişmektedir (P2). “Neoliberalizm”; bu bağlamda serbest ticaret, finansal serbestleşme, özelleştirme ve esnek emek pazarları ile tanımlanan ekonomik reçetelerin bütününe tekabül eder (Gürcan & Mete, 2017Gürcan, E. C., & Mete, B. (2017). Neoliberalism and the Changing Face of Unionism: The Combined and Uneven Development of Class Capacities in Turkey. New York: Palgrave Macmillan.; 2019). Avrupa’da İtalya, Portekiz, İspanya ve Yunanistan gibi ülkelerde, tıpkı ABD’deki gibi neoliberalizmin krizi aşırı sağcı hareketlerin, kemer sıkma siyasetleri karşıtı protestoların ve genel grevlerin yükselişi ile sonuçlanmıştır. Bu kriz ortamı, 2016 yılında Brexit’te (British Exit) cisimleşen Avrupa karşıtlığının yaygınlaşmasına da ayrıca ortam sağlamıştır. Sonuç olarak Avrupa Birliği, küresel yönetişimde Batı merkezli bir rol model olarak çekiciliğinden çok şey kaybetmiştir. ABD’nin krizinin Avrupa’ya sıçraması, kurumsal düzenleme ilkesi (İ3) aleyhine Batı merkezli dünya düzenini altüst etmiştir.

Küresel ekonomik yönetişimin krizi 2017 ve 2018 yılları arasında yaşanan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (North American Free Trade Agreement veya NAFTA) tartışmalarında da kendini göstermiştir. ABD, NAFTA’nın şartlarının yeniden müzakere edilmesinde ısrarcı olmuş ve üye ülkeleri NAFTA’dan çekilmekle tehdit etmiştir. ABD’nin NAFTA’ya yönelik tavrı bir yana; NAFTA, Meksika için yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. NAFTA rejimi altında dayatılan neoliberal siyasetler, Meksika’nın Kanada ve ABD ile rekabet etme gücüne sahip olmayan sınai sektörünü çökertmiştir (Gürcan, 2019aGürcan, E. C. (2019a). Multipolarization, South-South Cooperation and the Rise of Post-Hegemonic Governance. New York: Routledge.). NAFTA’nın 20. yılında Meksika’nın yıllık ve kişi başına gerçek GSYH büyüme oranı performansı, toplam 20 Latin Amerika ülkesi içerisinde sondan ikinci sırada kalmıştır. Üstelik tarımsal serbestleşme sonucu kırsal alanlarda yaşayan neredeyse 5 milyon aile ekonomik koşullar nedeniyle göç etmeye zorlanmıştır. Dahası Meksika, uyuşturucu, insan ve silah kaçakçılığında dünyanın başlıca merkezlerinden ve dünyanın en ölümcül çatışma bölgesine dönüşmüştür (Weisbrot, Lefebvre, & Sammut, 2014Weisbrot, M., Lefebvre, S., & Sammut, J. (2014). Did NAFTA Help Mexico? An Assessment After 20 Years.; Laurell, 2015Laurell, A. C. (2015). Three Decades of Neoliberalism in Mexico: The Destruction of Society. International Journal of Health Services, 452, 246–264.). Bu gelişmelerin, adalet felsefesinde önemli yer tutan ve uluslararası işbirliğine dahil olan taraflara eşit muamele edilmesi ilkesi ile çelişmekte olduğu aşikârdır (İ2). NAFTA anlaşmazlığının ABD’nin küresel liderliğine büyük zarar verdiği söylenebilir, çünkü NAFTA’nın kendisi Amerikan liderliğinin başlıca sütunlarından birisini teşkil etmekteydi (Castro-Rea, 2014Castro-Rea, J. (2014). Free Trade: A Tool for US Hegemony in the Americas. In W. A. Knight, J. Castro-Rea, & H. Ghany (Eds.), Re-Mapping the Americas: Trends in Region-Making (69–82). Farnham: Ashgate.). Bu şekilde ABD’nin keyfi tavrı, müttefikleri aleyhine işbirliğine yönelik hak ve görevlerin adil dağılımını düzenleyen ilkeyle (İ1) doğrudan çelişmiştir.

En nihayetinde NAFTA, yerini ABD-Meksika-Kanada Antlaşması’na (United States-Mexico-Canada Agreement veya USMCA) bırakmıştır. USMCA; yabancı yatırımcıların, kamu sağlığı ve çevrenin korunması gerekçesiyle şirketlerin aleyhine siyasetler uyguladıkları iddia edilen hükümetleri dava etmesine olanak sağlayan bazı mekanizmaları ortadan kaldırmıştır. Ancak USMCA, aynı zamanda ABD’ye üye ülkelerin pazarlarına ayrıcalıklı erişim hakkı tanıyarak Amerikan ekonomik hegemonyasını sağlamlaştırma hedefini gütmüştür. Bu durum, uluslararası işbirliğine dahil olan taraflara eşit muamele edilmesi gerektiğine işaret eden 2. İlke ile açıkça çelişmektedir. Amerikan küresel liderliğinin zayıflamasına bir başka örnek ise Trans-Pasifik Ortaklığı’dır (Trans-Pacific Partnership veya TPP). Obama yönetimi, Asya-Pasifik’te Çin’in etkisini kırmak amacıyla 12 ülkenin dahil olduğu TPP’yi teşvik etmiştir. Ancak Trump, göreve geldikten hemen sonra TPP’den çekilme kararı almıştır (Pham, 2017Pham, P. (2017). Why Did Donald Trump Kill This Big Free Trade Deal?). ABD’nin bu ani kararı, ABD’nin küresel ölçekteki güvenilirliğine ciddi bir darbe vurmuştur ve Amerikan inisiyatifinde gelişen kurumsal düzenlemelere olan güveni zedelemiştir (İ3).

ABD’nin bölgesel askeri liderliği de tarihin en düşük seviyelerindedir. Hatta ABD’li stratejistler bile ABD’nin Afganistan Savaşı’nı kaybettiğini itiraf etmektedir (Young, 2019Young, S. B. (2019). Why America Lost in Afghanistan.; Cordesman, 2019Cordesman, A. H. (2019). Afghanistan: A War in Crisis.). ABD’nin Afganistan’da afyon ticaretine karşı yürüttüğü uyuşturucu ile mücadele savaşı ise tam bir fiyasko ile sonuçlanmıştır (Rowlatt, 2019Rowlatt, J. (2019). How the US military’s opium war in Afghanistan was lost.). Irak’ta ise 2003 yılından beri devam eden çatışmalar ve Amerikan müdahaleciliği 500 bin civarında sivilin ölümüne neden olmuştur. 2003 yılından itibaren ortaya çıkan en büyük insani kriz Suriye’de yaşanmıştır. İlginçtir ki ABD Ordusu Savaş Koleji tarafından yayımlanan etkili bir araştırmada; bölgede etkisini artırabilen İran, Irak Savaşı’nın asıl galibi olarak kabul edilmiştir (Rayburn & Sobchak, 2019, s. 639Rayburn, E., & Sobchak, F. K. (2019). The U.S. Army in the Iraq War Volume 2: Surge and Withdrawal 2007–2011. Carlisle: U.S. Army War College.). The Atlantic yayın organına göre ise Çin, Irak Savaşı’nın asıl galibidir. Çin, The Atlantic’in gözünde barışçıl yaklaşımı, koşulsuz işbirliği teklifleri ve ekonomik işbirliğine vurgusu ile Irak’taki etkisini artırmıştır (Schiavenza, 2013Schiavenza, M. (2013). Who Won the Iraq War? China.). Bu şekilde Çin’in, Irak’ın en büyük ticari ortağı haline geldiği bilinmektedir. Irak ise Çin’in petrol ithalatında en büyük üçüncü ortağı statüsüne yükselmiştir (Calabrese, 2019Calabrese, J. (2019). China-Iraq Relations: Poised for a “Quantum Leap”?). Benzer doğrultuda ABD, bütün askeri üstünlüğüne karşın Suriye’de Esad rejimini devirmede başarısızlığa uğramıştır ve savaşta İran ve Rusya üstün gelmiştir. Trump’ın, ABD’nin ülkedeki başlıca kara gücü Kürt terör örgütlerini savunmasız bırakma pahasına Suriye’den çekilme kararı; ABD’nin güvenilir bir müttefik olarak küresel itibarını sert bir biçimde zedelemiştir (Page, 2019Page, S. (2019). Can our friends trust the US as an ally? Most Americans say Trump’s Syria move has hurt.). Brookings Institution, “ABD’nin Suriye’deki önemini artık yitirdiği”ni kabul edecek kadar dürüst bir gözlemde bulunmuştur (Alaaldin, 2019, par. 1Alaaldin, R. (2019). The US no longer matters in Syria.).

Bütün bunların, 1949 yılındaki kuruluşundan beri Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (North Atlantic Treaty Organization veya NATO) yaşadığı en derinlikli kriz ile birlikte düşünülmesi gerekir. ABD’nin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo; yakın bir zaman önce, NATO’nun kilit ülkelerinden Türkiye’ye karşı gerektiğinde askeri araçlar kullanılmasına “tamamıyla hazır” olunduğunu belirtmiştir (Higgins, 2019, par. 1Higgins, T. (2019). Pompeo, asked about Turkey crisis, says Trump is “fully prepared” to take military action if needed.). ABD’nin küresel liderliği aleyhine NATO’nun psikolojik, hatta fiziksel çözülmesi söz konusu olduğunda tek sorun Türkiye değildir. ABD Başkanı Donald Trump’ın, NATO bütçesine üye katkılarının artırılması için Almanya ve diğer ülkeleri sindirmeye çalıştığı bilinmektedir. Hatta ABD, diğer ülkeleri NATO’dan çekilmekle tehdit etmiştir (Stracqualursi & Acosta, 2019Stracqualursi, V., & Acosta, J. (2019). Trump raised withdrawing the US from NATO several times in 2018.; Taylor, 2018Taylor, P. (2018). Bullied by Trump, here’s how Europe can punch back.). NATO’nun yaşamakta olduğu krizin vahameti Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından da gözlemlenmiştir: “Şimdilerde NATO’nun beyin ölümünü yaşamaktayız!” (The Guardian, 2019, par. 2The Guardian. (2019). Macron criticised by US and Germany over NATO “brain death” claims.). Macron, NATO içerisindeki stratejik karar alımlarda ABD ve müttefikleri arasındaki eşgüdüm eksikliğine parmak basmıştır (The Guardian, 2019The Guardian. (2019). Macron criticised by US and Germany over NATO “brain death” claims.). En son tahlilde ABD’nin aşırıya kaçan askeri müdahaleciliği ve müttefiklerinin üzerinde aşırı baskı kurması, Rawlsgil adil dünya ilkeleriyle açıkça ters düşmektedir. Belki de burada en önemlisi, ABD’nin askeri ve zorlayıcı yollara yaslanarak karşılıklı mutabakattan ziyade zor kullanmayı tercih etmesidir (İ2). Ayrıca NATO’nun durumu; askeri işbirliği kapsamında kazanım ve görevlerin eşitsiz bir şekilde dağıtıldığı görüşünün yaygınlaşmasıyla, ABD’nin başını çektiği kurumların meşruiyetinin nasıl zayıfladığını göstermektedir (İ1).

Amerika Sonrası Çağda Ortaya Çıkan Alternatifler

Soğuk Savaş sonrası dönemdeki Amerikan liderliği, sadece küresel istikrarı sağlama konusunda başarısızlığa uğramamıştır; aynı zamanda sosyo-ekonomik eşitsizlikleri küresel ölçekte keskinleştirmiştir (Ray, 1999Ray, A. K. (1999). The Concept of Justice in International Relations. Economic and Political Weekly, 34(22), 1368–1374.). Uzun dönemde küresel yönetişimin neredeyse her alanda yaşanan çöküşü, gelişmekte olan ülkelerin gözünde Amerikan dünya düzeninin adaletini sorgulamaya sevk etmiştir (Gürcan, 2019aGürcan, E. C. (2019a). Multipolarization, South-South Cooperation and the Rise of Post-Hegemonic Governance. New York: Routledge.). 2008 yılındaki ekonomik krizin ertesinde toplanan ilk BRICS zirvesi, bu duruma iyi bir örnek teşkil eder. Bu zirve, “2008 yılındaki ekonomik krizin çözümünün G8 ülkelerinin ellerine bırakılmayacak kadar önemli olduğunu ve gelişmekte olan ülkelerin bu krizin çözümüyle ilgili söz sahibi olması gerektiğinin bildirmiştir (Gürcan, 2019a, s. 51Gürcan, E. C. (2019a). Multipolarization, South-South Cooperation and the Rise of Post-Hegemonic Governance. New York: Routledge.)”. Gelişmekte olan ülkeler arasındaki işbirliğinin lokomotifi olarak BRICS’in gerçekleştirdiği zirveler, üye ülkelerin küresel yönetişime katılım taleplerini yükseltme işlevini gören bir platform halini almıştır. Aynı zamanda BRICS’in, ABD sonrası dönemde tek kutuplulaşma eğilimlerini dizginlemeye yönelik yeni yönetişim mekanizmaları oluşturmakta olduğu dikkatlerden kaçmamıştır (İ3). Bu şekilde BRICS, sadece Birleşmiş Milletler’in ve Uluslararası Para Fonu’nun kapsamlı bir şekilde reforma uğratılması talebinin en güçlü sözcülerinden bir tanesine dönüşmekle kalmamış, aynı zamanda Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi hegemonyacı kurumlara rakip olacak şekilde kendine ait bir Kalkınma Bankası tesis etmiştir. Yine BRICS, bağımsız bir ihtiyat fonu ve kredi derecelendirme ajansı kurmuş ve uluslararası ticarette Amerikan dolarının hakimiyetini sorgulamaya başlamıştır. Aşınmakta olan Amerikan askeri liderliği altında BRICS ülkeleri, bölgedeki ABD çıkarlarına karşı Suriye ile birlikte olmuştur (Gürcan, 2019aGürcan, E. C. (2019a). Multipolarization, South-South Cooperation and the Rise of Post-Hegemonic Governance. New York: Routledge.). Böylelikle BRICS’in, uluslararası işbirliğine yönelik yeni bir kurumsal çerçeve oluşturarak (İ3) ABD sonrası bir döneme zemin hazırladığı savlanabilir. Söz konusu çerçeve, kalkınmakta olan ülkelerin ABD merkezli kurumlarca sömürülüp baskıya uğratılmasını sistematik olarak reddeder (İ2).

BRICS, küresel yönetişimde yenilenmenin tek bayraktarı değildir. Benzer doğrultuda ŞİÖ; askeri ve ekonomik alanların yanı sıra enerji ve eğitimi ilgilendiren alanlardaki işbirliğini bir arada yürütecek bir bölgesel yönetişim anlayışının başını çekmektedir. ŞİÖ, Amerikan merkezli dünya düzeninin başarısızlıklarından yola çıkarak kendine ait önceliklerini “Üç Kötülük” başlığıyla özetler: Terörizm, ayrılıkçılık ve dini aşırıcılık. ŞİÖ; küresel yönetişimi onarma adına, demokrasi, insan hakları ve ulus üstücülük gibi değerlerin Batı tarafından yayılmacı ve müdahaleci amaçlar doğrultusunda istismar edilmesine karşı “Şanghay Ruhu”nu öne sürer. Şanghay Ruhu; karşılıklı güven, karşılıklı kazanç, eşitlik, istişare, kültürel çeşitlilik ve ulusal egemenliğe saygı ile ortak kalkınma amacı gibi adil küresel yönetişimi öne çıkaran temel ilkelerde anlamını bulur (İ1). ŞİÖ, ABD sonrası dünya düzeninin kilit bir aktörü olarak Avrasya ülkelerinin Amerikan merkezli değerleri savunan kurumsal pratikler aracılığıyla sömürülüp baskıya uğratılmasını reddeder (İ2). Bu bağlamda Çin’in 2015 yılında ŞİÖ’yü AEB ile birleştirme teklifinden de bahsedilmelidir. Bu teklif, ŞİÖ’nün kapsamını daha adil bir dünya inşa etme amacıyla genişletmeye yönelik stratejik bir girişim olarak okunabilir. AEB, esas olarak Rusya inisiyatifinde gelişmiş bir ekonomik işbirliği aygıtıdır ve bu aygıtın normatif çerçevesi Şanghay Ruhu ile yakın bir uyum içerisindedir (Gürcan, 2019aGürcan, E. C. (2019a). Multipolarization, South-South Cooperation and the Rise of Post-Hegemonic Governance. New York: Routledge.; 2019c; 2019d).

2013 yılında ortaya atılan BRI, ABD sonrası dönemin ete kemiğe bürünmesinde bir kilometre taşı teşkil eder. BRI, Çin inisiyatifinde gelişmektedir ve Asya, Avrupa, Afrika, Orta Doğu ve Amerikalar’da yer alan 152’den fazla ülkede altyapıya, doğal kaynaklara ve yatırıma yönelik ağların kurulmasını öngörür. BRI’nin bu öngörüsü beş öncelikli alana yoğunlaşır: Hükümetler arası siyasal işbirliği ve mutabakat inşası, altyapısal ve teknolojik bağlanırlık, ticari bağlanırlık, finansal bütünleşme ve kültürel işbirliğine yönelik halklar arası alışveriş (P3). BRI, bu alanlarda BRICS ve ŞİÖ gibi alternatif yönetişim kurumları tarafından önceden yaratılmış ağ ve kaynakları eşgüdümlemeyi de amaçlar.

BRI’nin, ABD’nin tek kutuplaştırıcı Yeni Dünya Düzeni’nin başarısızlıklarına bir yanıt olarak ortaya çıktığı pekâlâ söylenebilir. En nihayetinde BRI’nin kendisi, dünyanın kültürel çeşitliliğine saygı göstererek ve çok kutuplu bir dünya vizyonuna yaslanarak ekonomik küreselleşmeyi canlandırma düşüncesine dayanır. BRI, yeni bir küresel işbirliği ve yönetişim modeline dayanarak insanlığın ortak ideal ve özlemlerini dile getirmeye yönelik şaşmaz bir iradeyi ifade eder. Bu irade, İpek Yolu Ruhu ile güç kazanır: Barış ve işbirliği, açıklık ve kapsayıcılık, karşılıklı öğrenme ve karşılıklı yarar (İ1). İpek Yolu ilkeleri, daha sonraları güçlü bir “yüksek kalitede kalkınma” vizyonu ile geliştirilmiştir. Yüksek kalitede kalkınmada esas olan; düşük karbon yatırımlar, sürdürülebilir kalkınma projeleri, yerel topluluk kalkınması programları ve kapsayıcı toplumsal kalkınma pratikleridir (Camdessus, 2017Camdessus, M. (2017). Why China’s belt and road must be a pathway to sustainable development.; China Daily, 2018China Daily. (2018). Xi gives new impetus to Belt and Road Initiative.; China Center for International Economic Exchanges, 2017China Center for International Economic Exchanges. (2017). The Belt and Road Initiative: A new means to transformative global governance towards sustainable development.; Calabrese, 2019Calabrese, J. (2019). China-Iraq Relations: Poised for a “Quantum Leap”?; National Development and Reform Commission, 2015National Development and Reform Commission. (2015). Action Plan on the Belt and Road Initiative.). BRI’nin toplumsal ve yerel topluluklara yönelik kalkınma yaklaşımı, Amerikan merkezli Yeni Dünya Düzeni’nin ciddi olarak ihmal etmiş olduğu bir adil dünya düzeni ilkesini öne çıkarır: Bir ülkenin siyasal olarak kendi kaderini kendinin tayin edebilmesi ve toplumsal adaleti sağlamak için uygun fırsatların sağlanması (İ2).

Son olarak Latin Amerika, Amerikan merkezli küresel yönetişimin çöküşüne istisna olmamıştır. 1990’lı yılların sonlarına doğru neoliberal siyasetler, bölgenin Brezilya ve Arjantin gibi başlıca ülkelerinde derinlikli bir krize saplanmıştır. Buna koşut Latin Amerika, NAFTA benzeri serbest ticaret antlaşmalarını ve Amerikan patentli neoliberal siyasetleri reddeden sol eğilimli hükûmetler ile toplumsal hareketler aracılığıyla tarihi bir sol uyanışa sahne olmuştur. Böylelikle 21. yüzyılın ilk on yılı; Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Dominik Cumhuriyeti, Honduras, Uruguay, Nikaragua ve Venezuela gibi ülkelerde kendini solda addeden hükümetlerin yükselişine tanıklık etmiştir. Tabii bu hükûmetlerin birçoğu, ALBA ve UNASUR gibi yeni yönetişim mekanizmalarının da başını çekmiştir (İ3). Söz konusu inisiyatifler; toplumsal adalet, toplumsal kalkınmacılık ve anti-emperyalizm gibi temel ilkeler etrafında oluşturulan alternatif işbirliği mekanizmalarını öne çıkarmıştır (İ1 ve İ2). ALBA ve UNASUR’un yeni mekanizmaları; kalkınma bankacılığı, serbest ticaret, altyapısal kalkınma, kamu sağlığı, üniversiteler arası işbirliği, toplumsal programlar, yerel topluluk destek hizmetleri ve medya örgütlenmesi gibi alanları kapsamıştır (Gürcan, 2010Gürcan, E. C. (2010). New Regionalisms and Radical Identify Formation in Latin America: Towards and Alter-Global Paradigm. Journal of Social Research & Policy, 1(2), 19–33.; Gürcan & Bakiner, 2015Gürcan, E. C., & Bakiner, O. (2015). Beyond neoliberal hegemony in Latin America: Alianza Bolivariana para los Pueblos de Nuestra América (ALBA). In D. Kreps (Ed.), Gramsci and Foucault: A Reassessment (131–153). Farnham: Ashgate.; Gürcan, 2019aGürcan, E. C. (2019a). Multipolarization, South-South Cooperation and the Rise of Post-Hegemonic Governance. New York: Routledge.; Gürcan, 2019cGürcan, E. C. (2019a). Multipolarization, South-South Cooperation and the Rise of Post-Hegemonic Governance. New York: Routledge.).

Tartışma ve Değerlendirme

ABD merkezli dünya düzeninin meşruiyetini muhafaza etmekte oldukça zorlandığı anlaşılmaktadır. Bu durum, kendini belki de en çok ABD’nin liderliğinin küresel ekonomik ve askeri yönetişim gibi stratejik alanlardaki aşınımında hissettirmektedir. Her şeyden önce, hak ve görevlerin müttefikler arasında adilce dağılımını sağlayamayan ABD’nin uluslararası işbirliğiyle ilgili düzenlemeleri doğru bir şekilde yönetebileceğine yönelik güven küresel ölçekte sarsılmıştır. Askeri işbirliği alanında NATO’nun bugünkü krizi, ABD önderliğindeki işbirliği mekanizmalarındaki karşılıklılık ve karşılıklı güven ilişkilerinin ne ölçüde aşındığını örneklemektedir. Aynı durum ekonomik yönetişim alanında geçerlidir: ABD’nin Trans-Pasifik Antlaşması’ndan ani bir şekilde çekilmesi ve NAFTA’yı yeniden pazarlık konusu etmedeki ısrarı, ABD’nin kendisinin başını çektiği kurumlarda hak ve görevlerin adil dağılımına yönelik sarsılan güvenin temelini teşkil etmektedir. Aynı zamanda gelişmekte olan ülkeler arasında, ABD’nin boğucu etkisinden bağımsız alternatif işbirliği mekanizmalarının yaratılması gereğine yönelik gittikçe genişleyen bir fikir birliği bulunmaktadır. Uluslararası işbirliğine yönelik hak ve görevler; karşılıklı güven, karşılıklı fayda, eşitlik, kapsayıcılık, şeffaflık, istişare, kültürel çeşitliliğe saygı, ulusal egemenlik ve barışçıl kalkınma gibi değer ve ilkeler çerçevesinde yeniden tartışılmaktadır.

İkinci olarak; ABD’nin ağırlıklı olarak uluslararası kalkınmayı yavaşlatma pahasına sömürücü ve zorlayıcı pratiklerden beslenen keyfi yaklaşımıyla birlikte Amerikan merkezli dünya sistemi çözülmektedir. Sadece Latin Amerika ve gelişmekte olan dünyanın geri kalanında değil, aynı zamanda Kuzey Amerika ve Avrupa gibi yerlerde de neoliberalizmin kendini tüketmesi; Amerikan patentli ekonomik siyasetlerin, ABD’nin ekonomik yönetişim alanında küresel liderliğini zora sokacak şekilde nasıl geri teptiğini açıkça örneklemektedir. Benzer şekilde ABD’nin NAFTA konusundaki keyfi davranışları ve Amerikan inisiyatifiyle dayatılan neoliberal NAFTA siyasetleriyle Meksika ekonomisinin yıkıma uğratılması, sözde “Yeni Dünya Düzeni” olarak adlandırılan düzensizliğin sömürücü ve zorlayıcı yüzünü ortaya çıkarmıştır. Bu durum, ABD’nin küresel askeri yönetişime yaklaşımında kendini daha sert bir şekilde ifade etmektedir. Afganistan, Irak ve Suriye; söz konusu duruma verilecek örneklerden sadece birkaçıdır. Ayrıca ABD’nin ekonomik ve askeri yönetişimdeki küresel liderliğinin aşınışı, BRI ve ŞİÖ gibi alternatif yönetişim mekanizmalarının barışçıl ve sürdürülebilir insani kalkınma vurgularında güçlü bir şekilde yankılanmaktadır. Bu gelişmeler, BRICS’in 2008 krizine sert tepkisi ve Latin Amerika’nın neoliberalizmi reddiyesi ile birlikte okunabilir.

Üçüncü ve son olarak, ABD’nin küresel yönetişime yönelik güven uyandırmayan, keyfi ve sömürücü tavrı; dünya düzeni dahilinde siyasal uyumu ve refahı tehdit edecek kadar ciddi bir seviyede kurumsal gerilemeye zemin sağlamıştır. NAFTA gibi serbest ticaret antlaşmaları ve Avrupa Birliği gibi Batı menşeli yönetişim kurumları, gittikçe artan korumacılığın ve ticaret savaşlarının gölgesinde cazibelerini yitirmiştir. Öte yandan Amerikan merkezli kurumsal düzenlemelere karşı yeni bölgesel alternatifler ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda BRI ve ŞİÖ’nün yanında AEB, ALBA ve UNASUR gibi girişimlerin de isminin anılması gerekir. Özellikle BRI, bölgesel ölçeği şimdiden aşmıştır ve hükümetler arası siyasal eşgüdüm, teknolojik ve ekonomik bağlanırlık ve kültürel işbirliği gibi stratejik alanlarda somut bir yol haritası ortaya koymuştur.

Görsel ve tablolar2

Görseller

Görsel 1George H. W. Bush ve Mikhail Gorbaçov, Helsinki Zirvesi, Eylül 1990.
Görsel 22019'da beş üye ülkenin devlet veya hükümet başkanlarının katıldığı 11. BRICS zirvesi.
Yazar beyanları2

Finansman

Bu makale için finansman beyanı kaynak kaydında ayrıca belirtilmemiştir.

Çıkar Çatışması

Yazar(lar) tarafından herhangi bir çıkar çatışması beyan edilmemiştir.

Atıfta bulunAPA 7
Önerilen gösterimAPA 7

Gürcan, E. C. (2019/2020). Amerika sonrası dönemde adil bir dünya düzeni inşa etmek. Kuşak ve Yol Girişimi Dergisi, 1(1), 6-17.

Dışa aktarRISBibTeXEndNote
Kaynakça49
  1. Alaaldin, R. (2019). The US no longer matters in Syria. Erişim adresi https://www.brookings.edu/blog/order-from-chaos/2019/10/18/the-us-no-longer-matters-in-syria

  2. Bennett, A. (2010). Process tracing and causal inference. In J. H. E. Brady & D. Collier (Eds.), Rethinking Social Inquiry (207–220). Plymouth: Rowman and Littlefield.

  3. Bertoldi, N. (2009). Rawls on International Justice. The Tocqueville Review/La Revue Tocqueville, 30(1), 61–90.

  4. Brock, G., & Moellendorf, D. (Eds.). (2005). Current Debates in Global Justice. Dordrecht: Springer.

  5. Bush, G. H. W. (1990). Address Before a Joint Session of Congress. Erişim adresi https://millercenter.org/the-presidency/presidential-speeches/september-11-1990-address-joint-session-congress

  6. Bush, G. H. W. (1991). Address Before a Joint Session of the Congress on the Cessation of the Persian Gulf Conflict. Erişim adresi https://www.govinfo.gov/content/pkg/PPP-1991-book1/html/PPP-1991-book1-doc-pg218-3.htm

  7. Calabrese, J. (2019). China-Iraq Relations: Poised for a “Quantum Leap”? Erişim adresi https://www.mei.edu/publications/china-iraq-relations-poised-quantum-leap

  8. Calabrese, L. (2019). China and global development: what to read ahead of the Belt and Road Forum. Erişim adresi https://www.odi.org/blogs/10752-china-and-global-development-what-read-ahead-belt-and-road-forum

  9. Camdessus, M. (2017). Why China’s belt and road must be a pathway to sustainable development. Erişim adresi https://www.scmp.com/comment/insight-opinion/article/2094611/why-chinas-belt-and-road-must-be-pathway-sustainable

  10. Castro-Rea, J. (2014). Free Trade: A Tool for US Hegemony in the Americas. In W. A. Knight, J. Castro-Rea, & H. Ghany (Eds.), Re-Mapping the Americas: Trends in Region-Making (69–82). Farnham: Ashgate.

  11. Chatterjee, D. K. (Ed.). (2011). Encyclopedia of Global Justice. Dordrecht: Springer.

  12. China Center for International Economic Exchanges. (2017). The Belt and Road Initiative: A new means to transformative global governance towards sustainable development. Erişim adresi https://www.undp.org/content/dam/china/docs/Publications/UNDP-CH-GGR%202017.pdf

  13. China Daily. (2018). Xi gives new impetus to Belt and Road Initiative. Erişim adresi http://www.chinadaily.com.cn/a/201808/28/WS5b84994fa310add14f388114.html

  14. Collier, D. (2011). Understanding process tracing. Political Science & Politics, 44(4), 823–830.

  15. Cordesman, A. H. (2019). Afghanistan: A War in Crisis. Erişim adresi https://www.csis.org/analysis/afghanistan-war-crisis

  16. Dahbour, O. (2005). Three Models of Global Community. In G. Brock & D. Moellendorf (Ed.), Current Debates in Global Justice (201–224). Dordrecht: Springer.

  17. Gürcan, E. C. (2010). New Regionalisms and Radical Identify Formation in Latin America: Towards and Alter-Global Paradigm. Journal of Social Research & Policy, 1(2), 19–33.

  18. Gürcan, E. C. (2019a). Multipolarization, South-South Cooperation and the Rise of Post-Hegemonic Governance. New York: Routledge.

  19. Gürcan, E. C. (2019b). Küresel Kapitalizmin Krizi, Sınıflar ve “Yeni” Toplumsal Hareketler [The Crisis of Global Capitalism, Social Classes, and “New” Social Movements]. Praksis, 50(2), 71–94.

  20. Gürcan, E. C. (2019c). Geopolitical Economy of Post-Hegemonic Regionalism in Latin America and Eurasia. Research in Political Economy, 34(1), 59–88.

  21. Gürcan, E. C. (2019d). BRICS Ülkelerinin Afrika’daki Yükselişine Jeopolitik Ekonomi Penceresinden Bir Bakış [A Geopolitical-Economic Perspective into the BRICS’ Rise in Africa]. Gümüşhane Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi [Gümüşhane University Electronic Journal of the Institute of Social Sciences], 34(1), 59–88.

  22. Gürcan, E. C. (2019e). Political geography of Turkey’s intervention in Syria: underlying causes and consequences (2011–2016). Journal of Aggression, Conflict and Peace Research, 11(1), 1–10.

  23. Gürcan, E. C., & Bakiner, O. (2015). Beyond neoliberal hegemony in Latin America: Alianza Bolivariana para los Pueblos de Nuestra América (ALBA). In D. Kreps (Ed.), Gramsci and Foucault: A Reassessment (131–153). Farnham: Ashgate.

  24. Gürcan, E. C., & Mete, B. (2017). Neoliberalism and the Changing Face of Unionism: The Combined and Uneven Development of Class Capacities in Turkey. New York: Palgrave Macmillan.

  25. Gürcan, E. C., & Mete, B. (2019). The combined and uneven development of working-class capacities in Turkey, 1960–2016. Labor History, 60(3), 268–286.

  26. Higgins, T. (2019). Pompeo, asked about Turkey crisis, says Trump is “fully prepared” to take military action if needed. Erişim adresi https://www.cnbc.com/2019/10/21/pompeo-trump-is-fully-prepared-for-military-action-against-turkey.html

  27. Kokaz, N. (2005). Theorizing International Fairness. Metaphilosophy, 36(1/2), 68–92.

  28. Laurell, A. C. (2015). Three Decades of Neoliberalism in Mexico: The Destruction of Society. International Journal of Health Services, 452, 246–264.

  29. Lipset, S. M. (1959). Some social requisites of democracy: Economic development and political legitimacy. American Political Science Review, 53, 69–105.

  30. National Development and Reform Commission. (2015). Action Plan on the Belt and Road Initiative. Erişim adresi http://english.www.gov.cn/archive/publications/2015/03/30/content_281475080249035.htm

  31. Page, S. (2019). Can our friends trust the US as an ally? Most Americans say Trump’s Syria move has hurt. Erişim adresi https://www.usatoday.com/story/news/politics/2019/10/18/trumps-syria-withdrawal-hurt-americas-reputation-most-say-poll/4018093002/

  32. Pham, P. (2017). Why Did Donald Trump Kill This Big Free Trade Deal? Erişim adresi https://www.forbes.com/sites/peterpham/2017/12/29/why-did-donald-trump-kill-this-big-free-trade-deal/#4e8f3f894e62

  33. Pogge, P. (2005). Real World Justice. In G. Brock & D. Moellendorf (Ed.), Current Debates in Global Justice (29–53). Dordrecht: Springer.

  34. Rawls, J. (1999). A Theory of Justice. Cambridge: Belknap Press of Harvard University.

  35. Ray, A. K. (1999). The Concept of Justice in International Relations. Economic and Political Weekly, 34(22), 1368–1374.

  36. Rayburn, E., & Sobchak, F. K. (2019). The U.S. Army in the Iraq War Volume 2: Surge and Withdrawal 2007–2011. Carlisle: U.S. Army War College.

  37. Risse, M. (2005). What We Owe to the Global Poor. In G. Brock & D. Moellendorf (Eds.), Current Debates in Global Justice (81–117). Dordrecht: Springer.

  38. Ross, G. (2016). Austerity and New Spaces for Protest: The Financial Crisis and Its Victims. In P. Dufour & H. Nez (Eds.), Street Politics in the Age of Austerity: From the Indignados to Occupy (43–66). Amsterdam: Amsterdam University Press.

  39. Rowlatt, J. (2019). How the US military’s opium war in Afghanistan was lost. Erişim adresi https://www.bbc.com/news/world-us-canada-47861444

  40. Schiavenza, M. (2013). Who Won the Iraq War? China. Erişim adresi https://www.theatlantic.com/china/archive/2013/03/who-won-the-iraq-war-china/274267

  41. Slaughter, A. M. (2004). A New World Order. Princeton: Princeton University Press.

  42. Sterba, J. P. (2005). Global Justice for Humans or for All Living Beings and What Difference It Makes. In G. Brock & D. Moellendorf (Eds.), Current Debates in Global Justice (283–300). Dordrecht: Springer.

  43. Stracqualursi, V., & Acosta, J. (2019). Trump raised withdrawing the US from NATO several times in 2018. Erişim adresi https://edition.cnn.com/2019/01/15/politics/trump-nato-us-withdraw/index.html

  44. Taylor, P. (2018). Bullied by Trump, here’s how Europe can punch back. Erişim adresi https://www.politico.eu/article/donald-trumop-europe-hour-has-come/

  45. The Guardian. (2019). Macron criticised by US and Germany over NATO “brain death” claims. Erişim adresi https://www.theguardian.com/world/2019/nov/07/macron-warns-of-nato-brain-death-as-us-turns-its-back-on-allies

  46. Vennesson, P. (2008). Case studies and process tracing: theories and practices. In D. della Porta & M. Keating (Eds.), Approaches and Methodologies in the Social Sciences: A Pluralist Perspective (223–239). Cambridge: Cambridge University Press.

  47. Weisbrot, M., Lefebvre, S., & Sammut, J. (2014). Did NAFTA Help Mexico? An Assessment After 20 Years. Erişim adresi http://cepr.net/documents/nafta-20-years-2014-02.pdf

  48. World Bank. (2016). Online Database. Erişim adresi http://databank.worldbank.org

  49. Young, S. B. (2019). Why America Lost in Afghanistan. Erişim adresi https://foreignpolicy.com/2019/02/05/why-america-lost-in-afghanistan-counterinsurgency-cords-vietnam

Lisans ve telif

© BRIQ · CC BY 4.0

İzinler ve yeniden kullanım

briq@briqjournal.com