Bu sayımızda İpek Yolu’nun, halkları, kül- türleri nasıl bir araya getirdiğini, kaynaştırdı- ğını temasını işliyoruz Sizin de bu konuya özel ilginiz olduğunu biliyoruz. Nereden geliyor bu merak, arkeoloji, kültür, tarih merakı Ethem Sancak’ın?
Ethem Sancak:
Geçmişe merak salmak, geleceğin nasıl olacağını kestirebilmek için gerekiyor. Hani biz derdik ya “geçmişi olmayanın geleceği olamaz!” Türk atasözlerinden biridir meşhûr, “oku ne kadar geri çekersen o kadar ileri gider!” Çeşitli açılardan baktığın zaman Doğu felsefesinde, geleceği bilebilmek için geçmişi bilmek gerekiyor. Mesela ünlü İslâm düşünürü Hz. Ali velâyetin kapısıdır. Peygamber, “ben ilmin şehriysem Ali benim kapımdır” diyor. Ali, tefekkürün önemini belirtmek için diyor ki; “tefekkür, bir lâhzalık, bir anlık tefekkür 70 yılın namazının sevâbına eşittir”. Soruyorlar, “peki tefekkür nedir”? Diyor ki, “tefekkür ben kimim, nereden geliyorum ve nereye gidiyorum sorularına cevap aramaktır”.
Geçmişe merak salmak herhalde benim o okuma yıllarımda bende beliren bir hastalık
oldu. Ortaokula başladığımda Şehnâme’yi okumaya başlamıştım. Pervari Ortaokulu 1966’da kuruldu. Ben 1 numaralı öğrencisiydim. Tanınmış bir aile olduğumuz için de bir otelimiz vardı. Bir matematik öğretmeni geldi. 1960 Talât Aydemir darbesinden dolayı Harbiye’den atılma bir genç subay. Bunları sürdüler ve bazılarına öğretmenlik hakkı verdiler. Bursalıymış. O, Pervari’de açılan okula ilk öğretmen olarak geldi. Geldi, bizim otelde yatıyor. Zaten 6 odalık bir otel Sancak Palas. Ben de otelin müdürüyüm o yaşta. Ailede her ferdin yaptığı bir iş vardı. Sabaha kadar resepsiyonda oturuyordum. Millî Eğitim Bakanlığı okullara 1001 temel eseri gönderiyordu. Ortaokulda yer olmadığı için bizim otelin ardiyesine attılar. Ben resepsiyondayım. Hoca da karşıdaki odada yatıyor. Her akşam bana bir kitap okuturdu. O klasik eserlerde de Şolohof’tan, Gorki’ye; Firdevsî’den Kutadgu Bilig’e kadar her şey vardır. Öyle bir okuma başladı. Bir okuma alışkanlığı edindim. O gün bu gündür okuyorum, işte 68 yaşına geldik. Her gece 2-3 saat okuyorum. Tabii bu okumalarım önce tarihe merakla başladı. Tarihin dibi arkeolojidir. Tarih yazılıdır, arkeoloji eserdir.
Ben bir gazetede bir yazı okudum sizinle ilgili. Galiba 2011’de. 14 yaşında kızıma eğer arkeoloji okursa mirasımın yarısını bağışlaya- cağım diyorsunuz…
Ethem Sancak:
Arkeolojiyi bilmek geleceği bilmek ile ilgili. Kim olduğunu bilmek, hani diyor ya Yunus; “İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir, sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır”. Kendini bilmektir okumak. Kendini bilmek istediğin zaman da insanlığın geçmişini bileceksin çünkü her insan bir kâinattır, her kâinat bir insandır. İnsanın kendini bilebilmesi için bütün insanlığı bilmesi gerekiyor. Tabii bu insanlığın da nereye gideceğini tefekkür etmek gerekiyor. Nereye gidiyor bu insanlık?
Peki özel olarak Anadolu mu yoksa dünyanın geneliyle mi ilgileniyorsunuz?
Ethem Sancak:
Benim dünyada gezmediğim bir ülke kalmadı. Gezdiğim yerlerde de oranın arkeolojik geçmişini merak ettim hep. Roma’ya gittiğim zaman Roma’nın tarihini, arkeolojik alanlarını geziyorum. İşte Latin Amerika’ya gittiğim zaman İnkaları, Aztekleri. Oralarda müzeleri veya ören yerlerini geziyorum ama bir söyleşide, bir arkeoloji dergisine söylemiştim. İnsanlığın geçmişinin yüzde 90’ı Anadolu’dur. Anadolu öyle bir coğrafya ki, insanlığın ana rahmi Afrika'da ayağa kalkan Homo sapiens yürüyüşe başladıktan sonra Anadolu’ya gelmiş. Herkes gelmiş Anadolu’ya. Dünyada başka bir benzeri yok. Dolayısıyla Anadolu’da da gezmediğim sarı tabelalı hiçbir yer yok. Gerçi şimdi sarı değil artık kahverengiye çevirdiler. Özel merakla Anadolu’da bütün ören yerlerini dolaştım. Yıllar boyunca. Bazılarının keşfine neden oldum. Mesela, Altınoluk’ta Antandros Antik Kenti’ni ben ortaya çıkardım. Dernek kurmuşlardı oradaki köylüler, aydınlar Altınoluk’ta. Ben de ona sponsorluk yaptım. Ve o meşhûr Antandros Kenti ortaya çıktı. İşte biz Kenan Erim’le beraber Afrodisias’a merak saldık. Kenan hocayla tanıştık. Sonra Rahmi Koçlarla beraber Afrodisias Antik Kenti’ni ortaya çıkaran Geyre Vakfının başkan yardımcısı olduk. Hâlâ da öyleyiz, sponsorluk yaptık. Efes’e sponsorluk yaptım. Çatalhöyük’ü kazan Ian Hodder benim arkadaşım. Stanford’tan. Orayla ilgilendim, oraya sponsorluk yaptım, British Arkeoloji Enstitü’süyle beraber çalıştım orada. Nemrut’a ulaştım. Zeugma’nın ortaya çıkışına neden olanlardan birisi benim. Zeugma sular altında kalacaktı, para bulmak gerekiyordu, devlette para yoktu. Harvard tarih bölüm başkanı Cemal Kafadar’ı buldum. Benim arkadaşımdı. Hewlett-Packard (HP) şirketinin sahibi bir arkeolog, babası ölünce şirketin başına geçti. 50 milyon dolar taahhüt aldık adamdan ilk 10 milyon doları da yolladı. Sonra bizimkiler prosedürü yerine getiremediler, paranın üstünü alamadılar yoksa 50 milyon dolar taahhüdü vardı. Gittim mesela Göbeklitepe ilk ortaya çıktığında üstüne kurulan çadırın parasını ben verdim. Carl Schmitt benim arkadaşımdı. Hatta onu gözaltına almışlar tarihi eser kaçakçılığından, ben kurtardım. Karısı da Urfalı, genç, çok nitelikli bir doçenttir. Ferit Şahenk’i ben ikna ettim. “Orası sizin için bir hazinedir, buraya sponsor olun, bütün dünya sizi tanır. Çünkü bütün dünya günün sonunda oraya ilgi gösterecek” dedim.
Her şeyin başladığı yer, Göbeklitepe
Van’da Urartu’yla ilgilendim, destek verdim. Dört beş gün önce Dünya Arkeoloji Kongresi burada yapıldı. Sponsorluğunu ben yaptım. Geçenlerde Mehmet Özdoğan, benim çok yakın arkadaşım, arkeolojinin babası. Geçen gün çok güzel bir demeci vardı gazetelerde: “Her şeyin başladığı yer, Göbeklitepe” diye. Devletin, sınıflaşmanın vs başlangıcı Göbeklitepe. Buzulla kaplanınca Kuzey, insanlık oradan kaçtı 30- 40 bin yıl önce. Geldiler o zaman Harran’a. Orada artık değeri keşfettiler. “Verimli Hilâl”de sulamayla beraber. Artık değer,
sınıfları ve devleti ortaya çıkarttı. Çünkü artık değer olmazsa devlet de olmaz. Sınıflaşma da olmaz. Doğru bir tez, kanıtı yok diyor ama ben de böyle düşünüyorum. Yani Türkiye’nin dört bir tarafındaki arkeolojiyle ilgilendim ben, hâlâ da ilgileniyorum. Hâlâ da fırsat buldukça ünlü hocalarla, Cengiz Işık, Harun Sağlamtimur Ege’nin ünlü arkeoloğu, buluşuyorum.
Yani benim bir numaralı hobim Beşiktaş’tan sonra arkeoloji. Hâlâ da Bodrum’a gittiğim zaman oradaki bütün kazı başkanları arkadaşlarım. Mesela Abuzer Kızıl müthiş bir adam. Oradan geçiyorum mesela o Yatağan’daki antik kentler. Geziyorum. Yüzmeden arttırdığım 2 saatlik zamanı arkeolojiye harcıyorum. Zamanında bir gün Ekrem Akurgal’ın bir konferansına gittim. Genç bir üniversite öğrencisiydim, değerli bir kitap yazmıştı Ege Uygarlığı diye. Haritada Ege uygarlığını anlatıyor, sadece Ege’deki buluntuları göstermiş, Ege’den öteye hiçbir şey yok. O zaman “siz ırkçılık yapıyorsunuz, batıcılık yapıyorsunuz, Tanzimat kafası. Ya Anadolu’nun öte
tarafında hiçbir şey yok mu” dedim. “Onu da sen yaz o zaman” dedi. Onun beni böyle tahrîk etmesi arkeolojiye olan ilgimi arttırdı. Ülkenin geleceğinin, zenginliğinin temel taşıdır arkeoloji. Şimdi insanlık bilinçleniyor. Köylülük bitiyor Türkiye’de kentliliğin oranı yüzde 80’e çıkıyor. Kent ne demektir, Arapça’da Medîne demektir. Medîne medeniyet demek. Hz. Muhammed orayı kurdu, kente dönüştürdü Medîne dediler. Ama oraya tarihin en demokrat ilkel devletini inşâ etti peygamber. En demokratik. Yani öyle demokrasinin temeli Antik Yunan’daki Atina demokrasisi değil. Atina demokrasisinde her 30 kişiden biri özgürdür. Kölelerin oylamaya katılma hakkı yok. Veya Magna Carta. Soyluların, kralın yetkilerinin sınırlandırılmasıdır. Orada köylüler yok, Kelt köylüsü yok. Ya da Fransız İhtilâli. Fransız Devrimi’nde burjuvaya olanaklar sağlandı, proletaryaya olanaklar verilmemişti. O yüzden Paris Komünü doğdu. Paris ayaklanması onun için oldu. Ama Medîne Kent Vesîkası’nda peygamber yaşı 11’i geçen her kentli cumâ toplantısına, cumâ
toplanmak demektir, dini ne olursa olsun 11 yaşını geçmiş kadın erkek her kentli gelir, imâmın önünde kent huzurunda tartışılır. Sonra tartışma biter Allah’a ibâdet başlar, Allah da sorunlarınızı tartışın diye öğle namazını dört rekâttan 2’ye indirir. Öğle namazı cumâ günü iki rekâttır. Bu Allah’ın bize sorunlarınızı tartışın mesajıdır. Ve en demokratik Vesîka, Medîne Kent Vesîkası’dır. Medeniyet kenttir.
Aynı köy 3000 yıl önce Asurmuş, sonra Ermeni olmuş şimdi Müslüman Kürt. Şimdi Anadolu bu kaynaşmayı, karışmayı sağlamış.
Tabi bu kentleşen insan birey oluyor. Kul olmaktan çıkıyor. Birey hâline geliyor ve birey olan adamın birey olma şartı kendini tanımasıdır, kendini tanıyabilmesi için de geçmişini tanıması lâzımdır. Geçmişini arayan herkes Anadolu’ya gelecek. İnsanlık geçmişini arayacak ve mutlaka Anadolu’ya gelecek. Bu geçmişini arayan turist de varlıklı olduğu için çok para harcar. Öyle Alanya’ya gelen turist gibi kum-deniz-yat her şey dahil 30 dolar değil. Arkeoloji turisti çok para harcar. Varlıklıdır çünkü. Dolayısıyla gün gelecek ve buraya 100-150 milyon turist gelecek ve bunlar geçmişini arayan insanlar olacak. Çünkü dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, ister Rus, ister Çinli, ister Kanadalı geçmişini arayan herkes Anadolu’ya gelecek. Bu nedenle ören yerleri, gelecekte bizim petrol kuyularımızdır. Petrol zaten gelecekte bitecek. Ukrayna-Rusya savaşı olmasaydı bu fosil yakıtın sonu gelmişti. Avrupalılar fosil yakıta dönmeye başladı mecburen. Ama günün sonunda bu bizim “petrol kuyuları”mızdır. Para kazanacak bu ülke. Bunu canlandırmak lâzım. Günlük yaşamı arkeolojiye çekip, arkeolojiyi canlandırmak lâzım. Buraya gelenler geçmişini aramaya başlayacak ve aydınlanacak. Bunun için arkeoloji çok önemli, hem geçmişimizi bilebilmek hem de geleceğimizi inşâ edebilmek için.
72 kavmi birleştirebilen Türkler
Kıtaların ve insanların kesişme noktası Anadolu, Avrasya’nın merkezi. Burada nasıl bir kaynaşma olmuş? İpek Yolu geçtiği yol boyunca bu coğrafya- da ne gibi ortak değerler yaratmış?
Ethem Sancak:
Dört uygarlık inşâ ettiğimiz coğrafyanın siklet merkezi Anadolu. Roma İmparatorluğu’nun siklet merkezi de Anadolu’dur. Kurulan bütün devletlerin siklet merkezi Anadolu’dur.
Şimdi bizim klasik bir Türk tipimiz var değil mi? Pre-Türk çekik gözlü Uygur. Veya işte biraz daha gel Kazak. Biraz daha gel Azerî. Şimdi Anadolu’da Türklere baktığın zaman fizyolojik olarak bu bahsettiğimiz Türklerin hiçbirine benzemiyor. Ve Anadolu’daki Türklerin yedi iklimindekiler de birbirine benzemiyor. Karadeniz Türkü ile Ege Türkü, Konya Türkü, Siirt Türkü’ne benzemiyor. Niye? Çünkü mix olmuşlar. Melezleşmişler. Yerel kavimlerle. Çünkü biz Türbe Höyük’ü keşfettiğimiz zaman bir mezarı arkeolog bir hocayla beraber 30 metre dikine kestik. Aynı mezarın en altında bir Asur gömütü çıktı, hemen 2-3 metre üzerinde bir Ermeni gömütü çıktı, onun hemen üstünde şu anda orada yaşayan Müslüman Kürtlerin gömütleri çıktı. Aynı köy 3000 yıl önce Asurmuş, sonra Ermeni olmuş şimdi Müslüman Kürt. Şimdi Anadolu bu kaynaşmayı, karışmayı sağlamış. Şimdi bakın, biyolojik olarak saf ırk çirkindir. Biyolojik olarak melez ırk güzeldir. Saflaştıkça çirkinleşiyoruz. Daralıyorsun. Yani insanların fizyolojik olarak güzelleşmesini sağlayan da bu İpek Yolu üzerindeki harekettir. Çünkü o İpek Yolu üzerinde 72 kavim hareket etmiş. Ve o 72 kavmi birleştirebilen Türkler 4 imparatorluk inşâ etmiş. Türkler Mâverâünnehir’e geldiklerinde savaşçı, gaddâr, atlı çobanlardı. En savaşçı, en gaddâr kavimdiler. Çünkü doğa ile savaşıyorlar, çevre kavimlerle savaşıyorlar, fethederek Mâverâünnehir’e geliyorlar, Talas’ta Araplarla kapışıyorlar. Bu arada Samanoğulları falan filan İslâmiyet’i seçiyorlar.
Peygamberin öngörüsü, diyor ki, “Türkler İslâm’ın kılıcıdır. Türkler Müslüman olmadan İslâmiyet Araplıktan kurtulamaz ve evrensel olamaz.” Peygamber böyle düşünüyor. Nitekim Türkler geliyorlar ve beraberinde İslâmı en iyi yorumlayan kavim oluyorlar. Çünkü şunu görüyorlar Allah Kur’an’da diyor ki: “Ben sizi bölük bölük yarattım konuşup anlaşasınız diye.” İslâm peygamberi de diyor ki, “farklılıklar bizim zenginliğimizdir ve bize Allah’ın bir lûtfudur”. Bunu Türkler çok iyi kavradı ve ne yaptılar, kendileri gibi olmayan 72 kavmi birleştirdiler. Selçuklu, imparatorluğu 72 kavimden oluşurdu ama yöneten hânedân Türktü. Eyyûbî İmparatorluğu bir Türk imparatorluğudur. Tebaası Arap, merkezî askerî yapısı Türk, baştaki hakan Kürt. Ama bir Türk imparatorluğudur. Memlûk İmparatorluğu… Ahâlîsi Arap ve Nubyalı değil mi, ama devleti yönetenler köle Türklerdi. Atabeyler olarak getirilen, halîfenin sarayını korumak için getirilen köleler temâyüz ettiler o savaşçı kimlikleriyle ve devleti ele geçirdiler ve Memlûk İmparatorluğu’nu kurdular 400 küsûr yıl sürdü. Yani düşünün Bosna-Hersek Türk olduğu zaman, Osmanlı olduğu zaman, Diyarbakır Osmanlı’da değildi. Elbistan filan değildi. Oralar Memlûktu. Çünkü onlar 1517’den sonra Yavuz’la beraber Osmanlı oldular. Zaten Yavuz iki Türk İmparatorluğu’nu yıktı. Araplar ve Farslar düşmanlık yapıyorlar Yavuz’a. Halbuki Yavuz’un yıktığı iki imparatorlukla Arap ve Farsların bir alâkası yok. Safevîler de Türkt’ü, Memlûkler de Türk’tü. Yavuz iki Türk imparatorluğunu yıkarak Osmanlı’yı büyüttü.
İpek Yolu'ndaki büyük kaynaşma Dolayısıyla Türkler İpek Yolu’nun içinden akan kültürü edindiler. Meselâ müzik. Merâgî ve Farabî tarafından geliştirildi. Çok sesli müzik oradan geldi ve geliştirilip Batı müziği haline geldi. 16 kısımlı notayı keşfeden Fârâbî. Ona uygun sazı yapan da Fârâbî. Onu geliştiren Merâgî. Ama Endülüs’e gitti ve oradan da İspanya’ya ve Avrupa’ya yayıldı. Yani çok sesli müziğin kaynağı Batı değil. Onlardan çok ses çıkmaz zâten, çobandı, barbardı onlar Romalıların deyimi ile. Romalılar kendisi hâriç herkese “barbar” diyor. Romalı şaire soruyorlar barbar nedir uygar nedir? Diyor ki, “yıkanmayı bilen, sayı saymayı bilen ve yemek yemeyi bilen uygardır; bunları beceremeyen barbardır.” Barbar halklar Cermenler, Keltler, Franklar. Avrupa’nın barbar halkları onların çok sesli müzik üretmeleri mümkün değil ki. En gelişmiş çalgıları kavala benzer bir şey. Ama nereden geliyor çok sesli müzik? İpek Yolu üzerinden akıyor Avrupa’ya. Kaynağı başta Çinlilerdir, Çinliler müzikte iyidirler. Ama çok sesliliği yaratan Fârâbî. Nereden alıyor bunu? Hint çalgısından ve Çin çalgısından. Yani İpek Yolu üzerinden sadece mal ve ticaret akmadı, sadece ipek ve baharat akmadı; bilgi aktı, sanat aktı, kültür aktı ve daha da ötesi insanlar karıştı, kaynaştı. Evrensel insan karakteri çıktı ortaya. Meselâ Bâbür han. Hintliye sorarsan Bâbür Hintlidir diyor. Arap’a sorarsan Bâbür Arap’tır diyor. Farslara sorarsan Bâbür Fars’tır diyor. Afganlara sorarsan Afgan’dır diyor. E Bâbür bir Türk’tür. Fuzûlî, Bâbür, Yusuf Has Hâcib, Gazneli Mahmud… Dolayısıyla niye Türk olmuş herkes. Mesela geçen bir Arap tartışıyor, İslâm âlimleri diyor yani 800 ile 1200 yılları arasında yaşayan büyük âlimler. Bir bakış açısına göre Arap. Çoğu eserlerini Arapça yazmışlar. Çünkü evrensel dil Arapça. Ama bunlar Türk. Bilim dili Arapça olduğu için Arapça yazmışlar. Dolayısıyla Tarihî İpek Yolu insanlığı birleştirdi. Ne ile birleştirdi, savaş değil barışla birleştirdi. Yoksullukla, fakîrlikle değil zenginlikle, refâhla, insanı temel almakla, insanı sevmekle, paraya tapmamakla, bunlar hep Doğu’dan Batı’ya akan evrensel değerlerdir. Bugün de modern İpek Yolu bunu vaad ediyor zaten.
Modern İpek Yolu’nu inşâ edemezsek yeni uluslararası sistem kurulamaz. Atlantikçiler, paraya tapanlar bunun farkında oldukları için Modern İpek Yolu’nun inşâsını engellemeye çalışıyorlar.
Geçen gün, Çin Dışişleri Bakanı İslâm Devletleri Teşkîlâtı toplantısına katıldı, dedi ki ,“biz yeni bir dünyanın inşâsının peşindeyiz, yeni dünyayı inşâ edeceğimiz temel değerler sizin İslâm dininizde var. İnsanı temel almak, farklılıkları zenginlik görmek, komşusuna saygı göstermek, tahakküm etmemek”. İslâm’daki 5 büyük cehennemlik suç; yalan söylemek, sözünde durmamak, tecâvüz etmek, insan öldürmek ve fâizcilik. Bunlar en büyük suçlar, cehennemlik suçlar. Az namaz kılarsan cehennemlik değilsin. Eksiklik o. İbâdetinde eksiklik olabilir. Ama yalan söylersen cehennemliksin. Çin Dışişleri Bakanı bunları söyledi. Yeni dünya bu değerler üzerinde kurulacak. Kimse kimseyi öldürmeyecek, kimse kimseye despotluk yapmayacak, Batılıların yalan söylediği gibi kimse yalan söylemeyecek, herkes sözünde duracak, insan öldürmeyecek, barış olacak. Bu değerler zaten İslâmî değerler. Yani bunu kim söylüyor? Çin Dışişleri Bakanı söylüyor. Kime söylüyor? Müslüman devletlere söylüyor.
Asya'nın kilidi olan Türkiye'yi açamadılar
Modern İpek Yolu’nu inşâ edemezsek yeni uluslararası sistem kurulamaz. Zaten Biden’cılar, Atlantikçiler, paraya tapanlar, parayı tanrılaştıranlar, küreselciler bunun farkında oldukları için Modern İpek Yolu’nun inşâsını engellemeye çalışıyorlar. Başarılı olamayacaklar. Tarih, insan irâdesinden bağımsız gelişir. Tarih bir nehirdir ve birey bunu engelleyemez. Akıllı birey bunu hisseder ve buna uygun davranır. Akılsız birey karşısında durur ve yıkılır. Dolayısıyla bunu hiçbir güç durduramaz. Tarihin akışıdır bu. Tarihin periyotlarına 5-10 yılla bakılmaz. 50 yılla bakacaksın. Tarihe 5 yıl 10 yıl bakarsan okuyamazsın tarihi, anlayamazsın. Hiçbir güç Roma kadar güçlü değildi ki Roma nasıl yıkıldı? Bin küsûr yıl sürdü ve yıkıldı. Yani tarihin önünde durulmaz. Hitit İmparatorluğu 1200 yıl sürdü parçalandı gitti. Yanlış yaptı çünkü. Meta üretiminin önünü kesmeye kalktı, parayı bulan Lidyalılara saldırdı, öbürü geldi tarım ülkesi olan Urartu’ya saldırdı, yıkıldılar. Onun için zorbalık geçicidir. Mao ne diyordu: “Emperyalizmin 10 parmağının altında 10 tane pire var” ve “emperyalizm kağıttan kaplandır”. İşte çıkıyor ortaya. Putin zâten kılıcını çekti ve sonlarını getirecek darbeyi attı. İskender nasıl Anadolu’yu ve Hindistan’ı fethetti, kör düğümü çözdü kılıçla. Putin de kılıcı vurdu. Putin Ukrayna’da kör düğüme kılıcı vurdu. Dolayısıyla bu Atlantiğin bitişinin başlanıcıdır. Ve bu Putin’e nasip oldu. Bir zamanlar Fâtih’e nasip olmuştu. Tarihin büyük liderlerine İskender’e Yavuz’a nasip olmuştu. Şimdi o tâlihli adam Putin oldu. Müthiş bir iş yaptı.
Türkler zaten direniyor 15 Temmuz’da canlarına okuduk onların. Atlantik’e ilk büyük darbeyi Türk Halkı vurdu. Anadolu’da yıktı onları. NATO’cu generaller şimdi içeride. Clinton’ın deyimiyle Asya’nın kilidi olan Türkiye’yi açamadılar. Bir de namussuz Soros dedi ya “en iyi ihraç ürününüz ordunuzdur” diye. O ordu onu devirdi işte. Hadi buyursun şimdi Soros gelsin Anadolu’ya. Gelemiyor çünkü hakkında dâva var, darbeyi tezgâhlamaktan. Gelse tutuklanacak.