Rusya’nın Ağustos ayında kabul ettiği deniz doktrininde Doğu Akdeniz, ‘ülkenin ekonomik kalkınmasını, halkın refahını ve ulusal güvenliğini önemli ölçüde etkileyen bölgeler’ içinde sayıldı. Doğu Akdeniz’in bugün Rusya için önemi nedir?
Dr. Konstantin Sivkov: Akdeniz, Rusya için çok büyük bir önem arz ediyor. Burada ilk faktör elbette güvenlik faktörü. Bunun altında burada ABD’nin meşhur 6. Filosunun bulunması gerçeği yatmaktadır. Rusya’yı hedef almak için bu gemilerden uzun menzilli füzeler kullanılabilir. Rusya’ya karşı bir saldırının patlak vermesi durumunda, bu uçak gemilerini imha ederek devre dışı bırakmak bir tehdit oluşumunu yok etmek açısından kritik derecede önemli bir görevdir. Bu nedenle Rusya’nın bölgedeki varlığı askeri açıdan da çok önemli. İkinci önemli nokta ise, bölgedeki Arap dünyasının önde gelen ülkeleri Rusya’ya karşı daha dost canlısı bir politika izliyor ve bence artık Rusya-Türkiye ilişkileri de Rusya için büyük önem taşıyor. Biz Rusuz, hangi koşullarda olursa olsun müttefiklerimizi destekleme ilkesine sadık kalıyoruz. Rusya bu birlikteliğe destek olmak için, resmen müttefiki olmasa da pek çok ülkeye askeri ve ekonomik destek sağladı. Çünkü oralarda ülkemizin liderliğinde bizlerden yardım uman insanlar, halklar, devletler var. İslam dünyası yeni bir Rönesans yaşıyor, ama bölgede aşırı İslamcıların fikirleri, ki bunlar hem Rusya’ya hem de İslam’a düşman olan güçlerdir, İslam’ı yıkıcı bir din olarak göstermeye çalışıyor.Bunlar parazitlerdir ve bu anlayış sadece yıkım getirir. İslam bayrağının arkasına saklanarak, Rusya’da yasaklanan sözde İslam Devleti (IŞİD) gibi terör örgütlerini ve diğer benzeri yapıları oluşturuyorlar. Şu an en aktif olan bunlardır. Arap dünyası bu koşullar altında, başta güvenlik gerekçesiyle, Rusya ile yakınlaşmaya devam ediyor ve Rusya’nın bu tür terör eylemlerini bastırmasından korkanların olduğu da ortaya çıkıyor. Ekonomik olarak da Akdeniz Antik Romalılardan bu yana devamlı insan uygarlığının ekonomik gelişim merkezlerinden biri olmuştur. Akdeniz günümüzde de ekonomik açıdan çok büyük önem taşıyor, bu nedenle Rusya bu bölgede bulunmakla ilgileniyor.
Moskova’nın Ukrayna’ya Müdahalesi, Türkiye’nin de Egemenliği ve Bağımsızlığının Yararına ABD’nin Doğu Akdeniz’de Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs ile birlikte bir cephe inşa etmeye çalıştığı görülmektedir. Sizce bunun hedefi nedir? ABD’nin bu çabası, Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki stratejisinde belirlediği hedefleri/amaçları nasıl etkilemektedir? “Türkiye, Rusya, Çin, Hindistan ve İran dahil olmak üzere çok kutuplu dünya ülkelerinin hepsinin ortak stratejisi, Batı bloğuna karşı güçlerini birleştirmeyi amaçlıyor. Ve bence bu birliktelik, çoktan
başlamış olan 3. Dünya Savaşı’nı nükleer bir savaşa dönüşmeden durduracak olan birlikteliktir.
Yardımcısı Emekli Amiral Dr. Konstantin Sivkov, Kubilay Çelik’in sorularını yanıtladı.
Dr. Konstantin Sivkov: Bir süre öncesine kadar, şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’de iktidara gelmesinden önce Yunanistan ile ilgili herhangi bir sorun olmadığını hatırlayın. Türkiye ağırlıklı olarak bu tavrını sürdürdü. Türkiye ile Rusya’yı Doğu Akdeniz’de birbirinden uzaklaştıran en önemli şey önceki dönemde benimsenen politikaydı. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelişiyle Türkiye daha bağımsız bir yol haritası izlemeye başladı. Evet bazen pek çok insan bu durumdan rahatsız olabiliyor. Rusya da bazen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Sovyetler Birliği sonrası kurulan Azerbaycan gibi cumhuriyetlerle ilişkilerde izlediği politikadan rahatsız olabiliyor. Ancak ne olursa olsun, genel hatlarıyla Recep Tayyip Erdoğan egemen bir Türkiye politikası izliyor ve bu noktada Türkiye ve Rusya bunu başarabilen birkaç ülkeden biri. Türkiye, ABD’nin buyruklarına uymuyor, bağımsız politikalar oluşturuyor, Rusya ile iyi ilişkiler kuruyor ve tüm bunlar ABD’nin hiç de hoşuna gitmeyen politikalar. Sayın başkanımız Putin, bu noktada şapkadan yeni bir tavşan çıkarttı ve Türkiye’de bir doğal gaz merkezi oluşturmak istediklerini söyledi. Bu proje Türkiye’ye sadece ekonomik bir güç vermiyor, aynı zamanda Türkiye’yi genel olarak Güney Avrupa’da ve Akdeniz’de kilit rolde bir devlet yapıyor. Bu nedenle, tüm bunlar Rusya ile Türkiye arasında mevcut bazı sürtüşmeler olsa bile, Rusya’nın Türkiye’nin olması gerektiği gibi tam egemenliğini savunduğuna dair göstergelerdir. Bu koşullar altında ABD Türkiye’nin iplerini tekrar kendi eline geçirmek istiyor ve bu amaçla 2016 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir darbe girişimi düzenledi. Bu darbe girişimi Rusya’nın da desteği ile bozguna uğratıldı ancak ABD Türkiye’yi her açıdan kuşatmaya başladı. Yunanistan ve Güney Kıbrıs üzerinden geçen bu kuşatmaya karşı Türkiye bazı önlemler almaya başladı. Bu kuşatma hem Türkiye’yi hem de Rusya’yı içine almayı amaçlıyor. Bu net bir şekilde anlaşılmalı. 2016’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı’nın (CICA) 6. Zirvesi nedeniyle bulunduğu Kazakistan’ın başkenti Astana’daki ikili temasları kapsamında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. (13 Ekim 2022) (T.C. Cumhurbaşkanlığı Resmi Sitesi, 2022T.C. Cumhurbaşkanlığı Resmi Sitesi (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.) darbe yapmaya çalıştılar ve başarısız oldular ama bu doğrultuda çalışmaya devam edecekler. Şekil değiştirecek ama Türkiye’nin tekrar kontrol edilebilir hale gelmesi için çalışmaya devam edecekler. Rusya Ukrayna’ya özel bir operasyon düzenliyor çünkü ABD’nin Ukrayna üzerinden ve Rusya’ya yönelik hedefleri de aynı. ABD ve genel olarak Batı dünyası önüne Rusya’yı kontrol edilebilir bir ülke haline getirme hedefi koyuyor. Putin, kukla devlet Ukrayna’ya, Rusya’nın kendi bölgesini güven altında tutabilmek için bir özel operasyon başlattı. Ancak Rusya’yı kontrol edebilmek için başka araçlar da var. Rus nükleer potansiyelini kontrol altına almak ve Amerikan-Batı birleşik nükleer gücünü kullanarak Türkiye de dahil herkese dayatmalar yapmak istiyorlar. Bu yüzden bugün Rusya Ukrayna’ya giriyor. Bu savaş sadece Rusya’nın bağımsızlığı ve egemenliği için değil, aynı zamanda Türkiye’nin de bağımsızlığı ve egemenliği için veriliyor. Bunun iyi anlaşılması gerekiyor. Türkiye üzerine yapılan baskı sadece Doğu Akdeniz’deki kuşatma ile değil, aynı zaman da ekonomik olarak da devam ediyor.
Dedeağaç’ta bir kara ve deniz üssü inşasına başladı.
yıldır devam ettirdiği askeri ambargoyu kaldırdı.
Türkiye’de bir tartışma var: Bir kesim, ABD’nin bu askeri yığınağı ile hem Türkiye’ye hem de Rusya’ya askeri bir kuşatma uyguladığını savunurken, diğer bir kesim ABD’nin hedefinde Türkiye’nin değil Rusya’nın bulunduğunu ileri sürmektedir. Sizce ABD, neyi hedeflemektedir?
Dr. Konstantin Sivkov: Saydığınız tüm bu önlemler, yani Girit’in güneyinde ABD askeri üslerinin konuşlandırılması, Yunanistan’da 22 askeri üssün konuşlandırılması, tüm bunlar ABD’nin Türkiye’yi Akdeniz ve Kuzey Afrika’dan izole etme politikasının somut örnekleridir. Burası Osmanlı İmparatorluğu zamanında Türk devletinin Kuzey Afrika’daki doğal hareket yönüdür. Daha sonra Batı ülkeleri, Kuzey Afrika’daki bu ülkeleri kontrol altına aldılar ve doğal olarak Türkiye’nin bu bölgeye geri dönmesine izin vermiyorlar. Nesnel faktörlerden dolayı Doğu Akdeniz bölgesi Rusya için de Türkiye için de büyük bir önem taşıyor. Bu nedenle bu askeri üsler hem Türkiye’ye hem de Rusya’ya karşı. Batı, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik etkilerinin kendi coğrafyasına uzanmasını istemiyor. Batı, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından sadece ülke içinde değil, dış politikada da tanıtılmak istenen geleneksel değerlerine bağlı bir Türk toplumu kavramını kendisi için düşmanca buluyor ve düşmanca bir yaklaşım sergiliyor. Dolayısıyla bu üsler öncelikle Türkiye’ye ve daha küçük bir ölçekte de Rusya’ya yöneliktir. Rusya’nın çevrelenmesi başka araçlarla da sağlanıyor ancak bu noktada Türkiye, ABD’nin gözünde kilit hedeftir. Hatırlatmak isterim ki ABD Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden bir dizi Kürt terör örgütüne destek verdi ve vermeye devam ediyor. Öyle ki bu sadece sözlü bir destek değil, para ve silah anlamında da büyük bir destektir.
dahaleler yoluyla istikrarsızlıklar yaratmaktadır.
Rusya’nın, Çin’in, İran’ın, Türkiye’nin ve adı geçen bölgelerdeki diğer ülkelerin; kaynağı aynı, yani ABD’den kaynaklanan benzer tehditlerle mücadele ettiği görülmektedir. Söz konusu tehditleri bertaraf etmek için bu ülkelerin, kendi aralarındaki ilişkilerde ve ABD’ye karşı nasıl bir strateji izlemesi gerekir?
Dr. Konstantin Sivkov: Günümüzde artık 3. Dünya Savaşı başladı ve tüm hızıyla devam ediyor. 3. Dünya Savaşı’nın başlangıç dönemi olan ABD’nin Rusya’ya karşı Ukrayna üzerinden başlattığı vekalet savaşları sona eriyor. ABD, kendisine azami sadakat gösteren Ukrayna kuvvetlerinin vurulmasını kendisine karşı yapılmış bir saldırı olarak kabul etti ve Rusya’ya karşı bir meydan okuma başlattı. Avrupa ülkeleri ise, kendilerini önümüzdeki kış çok zor şartlar altında bırakacak olan bu meydan okumaya kredi vermeye devam ediyorlar.
Herhangi bir dünya savaşının daima ittifaklar tarafından yürütüldüğünü unutmayın. ABD liderliğindeki Batı ittifakı çoktan oluşturuldu ve sorunsuz bir şekilde çalışıyor. Tüm Batı medeniyetinin dahil olduğu ancak aslında tek bir ülkenin yani ABD’nin askeri organizasyonu olan bu ittifakın adı NATO’dur. Batı medeniyeti, Rusya’ya karşı bu savaşta çok açık ve net bir şekilde hareket ediyor. Bu durum kısmen de olsa Türkiye’ye de karşı bir şekilde devam ediyor. Ancak çok kutuplu bir dünya inşa etmeye çalışan ülkeler, 1 yıldır değil, 10 yıldır değil, 1 asırdır adil bir dünya düzeni ve güzel bir gelecek için bu güçlerle tavizsiz ve çetin bir şekilde savaşıyor. Çok kutuplu dünya düzenini destekleyen ülkeler hala bu ilkeye bağlılar. Türkiye, iddia ettiği gibi gerçekten küresel sistem içinde bağımsız ve egemen bir devlettir. ABD’ye bağımlı bir güç olmayı kabul etmiyor ve bu yüzden o da hedefte. Yani bunlar, çok kutuplu dünya modeline inanmış ve buna sadık hareket eden ülkeler, ABD için konsolide edilmesi gereken ülkelerdir. Ancak burada, ABD’nin karşısında pozitif bir alternatif var; ŞİÖ ve BRICS. Tüm dünyanın kabul ettiği bu organizasyonlar, çok kutuplu bir dünyanın oluşumuna doğru bir eğilim yaratıyor. Salt ekonomik örgütlerden, belirli bir siyasi ve askeri tavra sahip örgütlere dönüştüler. Özellikle Semerkant’taki zirvede bunu görebiliriz. ŞİÖ’nün Semerkant Bildirgesi’nde tüm üye ülkeler üçüncü ülkelerden gelecek çeşitli hibrit savaş türlerine ve çeşitli ekonomik saldırganlıklara karşı aktif ortak mücadelede bulunacaklarını ilan ettiler. Ve bu çok güçlü bir mıknatıs. Yani Türkiye, Rusya, Çin, Hindistan ve İran dahil olmak üzere çok kutuplu ŞİÖ zirvesi 16 Eylül’de Özbekistan’ın Semerkant şehrinde gerçekleşti. (Li Tao/Xinhua, 2022Li Tao/Xinhua (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.) dünya ülkelerinin hepsinin ortak stratejisi, Batı bloğuna karşı güçlerini birleştirmeyi amaçlıyor. Ve bence bu birliktelik, çoktan başlamış olan 3. Dünya Savaşı’nı nükleer bir savaşa dönüşmeden durduracak olan birlikteliktir. Bu nedenle bu yönde verilen mücadele devam ediyor.
Türkiye, Rusya ve İran’ın oluşturduğu Astana Platformu’nun Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlama konusunda son beş yılda çok önemli bir ilerlemeyi başardığı görülmektedir. Astana ortaklığı, bu üç ülkenin kendi aralarındaki ihtilafların giderilmesi ve Batı Asya genelindeki bölgesel sorunların çözümünde nasıl bir rol oynuyor, daha fazla bir rol oynayabilir mi, bunun için neler yapılması gerekir?
Dr. Konstantin Sivkov: Bu elbette çok önemli bir model, çünkü bu üç ülke; Rusya, İran ve Türkiye, genel politikayı ve durumu belirleyen kilit oyuncular bunlar. Örneğin Ortadoğu’da bu üçlünün rolü bölgedeki durumları belirliyor. ABD’nin bölgeye sızma girişimlerinin tümünü başarısızlığa uğratan, utanç verici bir şekilde Afganistan’dan kaçmasını sağlayan bu birlikteliktir. Ama elbette bu üçlü içerisinde de devam eden belli sürtüşme ve sorunlar var. Herkesin çıkarları için birleştiği durumların yanı sıra, sık sık kişisel küçük çıkarlar için ayrı hareket ediliyor. Ortak çıkarlar; çok kutuplu dünya düzeninin kurulması ve genel olarak Ortadoğu’da dostane ilişkilerin kurulması ve dünya hâkimiyeti iddiasında bulunan çok ciddi ve korkunç bir düşman olan Batı ile karşı karşıya gelinmesi…
Bilhassa şunu belirtmeden edemeyeceğim, Türk hükümeti henüz Suriye’deki sorunları sona erdirme kararlılığını ortaya koymuş değil. Türkiye’nin mevcut politikası dahilinde bölge ülkelerinin güvenliğinin sağlanabilmesi düşünülemez. Belki gerçekten en iyi çözüm bu değil ama Rusya bu İdlib kazanında ortak bir politika oluşturulabilmesi için her şeyi yapmaya hazır. Ancak Türk tarafı henüz buna hazır değil gibi gözüküyor ve zaman geçiyor.
Yolu’nun inşa edilmesi hedefi bulunmaktadır.
kapsamında da önem taşıdığı bilinmektedir.
Doğu Akdeniz’in KYG kapsamındaki konumunu da dikkate alarak, bölgede Türkiye, Rusya ve Çin’in çıkarları arasında nasıl bir ilişkiden bahsedilebilir? Bu çerçevede adı geçen ülkelerin çıkarları arasında örtüşme mi, zıtlık mı söz konusudur?
Dr. Konstantin Sivkov: Farklı çelişkiler var ve bu çelişkiler her zaman olacak ancak yayınlanan bildirgede tüm üye ülkeleri üçüncü ülkelerden gelecek tehditlere karşı ortak savunma kararı alınması, tüm bu çelişkilerin bir kenara itildiğini gösteriyor. Kuşak ve Yol Girişimi, şimdiden gelebilecek ortak tehditlere karşı geliştiriliyor. Rusya’nın Kuşak ve Yol Girişimi konusunda sadece Doğu Akdeniz’in gelişimini desteklemekle kalmayıp, Kuzey Denizi Rotası’nın geliştirilmesi için de Çin ile işbirliği yaptığını hatırlatmak isterim. Kuzey’den ve Güney’den Avrupa’dan Çin’e uzanan bu örgütün hedefleri ve geleceği, aramızdaki küçük anlaşmazlıklardan çok daha önemlidir. ŞİÖ gelişecek ve önümüzdeki on yıllar ve hatta belki yüzyıllar için gerçekten dünya barışını belirleyen en büyük dünya kulübü haline gelecektir.