Adalar (Ege) Denizi ve Karaman Denizi’nin (Doğu Akdeniz) Sunduğu Eşsiz Jeopolitiğe Giriş
Devletlerın, denızdekı güçlerı kadar güçlü olduğu genel kabul gören bir görüştür. Tarih, hiçbir zaman kara imparatorlukları ile deniz imparatorluklarının mücadelelerinde kara imparatorluklarına şans vermemiştir. Bu nedenle, güç yarışı denizlerde geçer. Bu güç yarışının kritik ayaklarını oluşturan Adalar (Ege) Denizi ile Karaman Denizi (Doğu Akdeniz) de Türkiye ile Yunanistan arasında yaşamsal bir mücadele alanıdır. Yarı kapalı denizlerde uygulanabilir olmadığından Türkiye’nin taraf olmadığı 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) üzerinden dayatmacı tutumuyla Yunanistan, artık gerginlikleri kontrol edilemez noktalara taşımıştır. Bu karmaşıklaşan süreç içinde Yunanistan, kendisine destek vermeye zorladığı Avrupa Birliği’ni (AB) de güç duruma sokmuştur. Sınırsız suistimalin yol açtığı kayıplar nedeniyle AB’ye üyelik konusunda hevesini ve ilgisini yitiren Türkiye, pazar büyüklüğü bakımından AB’nin rest çekmekte zorlandığı bir devlettir.
Cebelitarık Boğazı, Süveyş Kanalı ve Türk Boğazları üzerinden Akdeniz sularına giriş-çıkış yapan ticaret gemilerinin hacmi, günümüzde tüm dünya deniz ticaretinin üçte biri büyüklüğündedir (Yıldız, 2020Yıldız (2020). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Dünya petrol taşımacılığının yüzde 30’unun geçiş güzergâhında olan Akdeniz, aynı zamanda dünya turizm faaliyetlerinin yüzde 31’inin yapıldığı bir havzadır. (Ruffie, Gros, & Tourret, 2018Ruffie, Gros, & Tourret (2018). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.)
Bu kritik deniz coğrafyasının doğusunda bulunan, Adalar Denizi ve Karaman Denizi’nde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Yönetimi’nin (GKRY) hakkaniyeti aşan talepleri nedeniyle deniz yetki alanları bakımından çok geniş tartışma alanları oluşmuştur.
Karaman Denizi’nde (Doğu Akdeniz) kıyısı bulunan 10 devlet arasından dünya ticaretine özgün coğrafyasıyla etki edebilen Türkiye’nin gücü Türk Boğazları’ndan, Mısır’ın gücü Süveyş Kanalı’ndan ve Yunanistan’ın gücü ise, Adalar (Ege) Denizi’nde aralarındaki su yolları genişçe birer boğaz olarak düşünülebilecek binlerce adadan gelmektedir. Bu üç devletin sularını kullanan gemilerin, bu keskin jeopolitiği algılamamaları olanaksızdır. Bu üç devletin de ellerindeki bu eşsiz gücü, aralarındaki rekabetten dolayı yeterince kullanamadıkları, hatta emperyalizme ipotek ettikleri de başka bir gerçektir. Okuyacağınız yazı, birbirlerine karşı silahlanma denklemiyle hareket eden bu üç devletin, jeopolitik güç kayıplarının düzeyini anlamayı hedeflemektedir.
Anahtar Kelimeler: Adalar Denizi, deniz jeopolitiği, Karaman Denizi, savunma harcamaları, Türkiye- Yunanistan-Mısır Son yıllarda, özellikle Karaman Denizi’nde enerji üzerinden cazibeli çıkar alanları mücadelesi başlamakla birlikte, bu denizlerdeki savaşların hep ticaret yollarının egemenliği için yapıldığını da unutmamak gerekir. Dünya deniz ticaretinin üzerinde öbeklenmesinin ötesinde; Karaman Denizi, Avrupa Birliği (AB) doğal gaz gereksiniminin yüzde 35’inin ve petrol gereksiniminin de yüzde 50’sinin karşılandığı bir deniz yoludur (Tziarras, 2019Tziarras (2019). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Özetlersek Avrupa için âdeta bir aort damarı olan bu su yolu, enerji akış sürekliliğine muhtaç durumdaki Avrupa’nın gerekirse savaşı göze almak zorunda olduğu bir coğrafyadır.
214 bin kilometrekarelik deniz yüzeyi yüz ölçümü ve üzerindeki binlerce adanın toplamı olan 23 bin kilometrekarelik kara yüzeyi ile bir boğazlar yumağını andıran Adalar Denizi’nin ise Türkiye ile Yunanistan arasında hakkaniyetli paylaşımı henüz tamamlanmamıştır. Kendiliğinden gelişen ve imzalanmamış bir “modus vivendi”ye benzer bir durumla, yani imzalanmamış olsa da karşılıklı 6 deniz mili kara suları üzerinden -iki tarafın da memnun olmadığı- geçici bir barışın varlığı sürdürülmektedir.
Savunma Endüstrisinde “Türkiye”nin Önlenemez Yükselişinin Adalar Denizi ve Karaman Denizi’nde Yol Açtığı Jeopolitik Kırılma
Bir devletin silahlanma denkleminde kendi sınırlarını zorlamak yerine, emperyalistlerin öngördüğü sınırlamalara rıza göstermesi, o devletin jeopolitik gücünden feragat etmesi anlamını taşır. Kendini NATO’ya bağlayan Türkiye, tam olarak bunu yaşamış, jeopolitik gerçekliğinden kopmuştur. Türkiye, NATO’dan kopmaya çalıştığı yakın döneminde, kendi sınırlarını zorlayarak yerli ve millî silahlarını Dünya Deniz Ticaret Yolları Yoğunluk Haritası. (MarinaTraffic, 2020MarinaTraffic (2020). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.) ürettikçe bağımsızlaşmış, gerçek jeopolitik gücünü fark etmeye başlamıştır. Konuyu bilimsel açıdan masaya yatırırsak; Türkiye’nin 1950- 2021 arasında gerçekleştirdiği silah dış alım ve satımlarının fotoğrafını çeken Tablo 1, aslında Türkiye’nin emperyalizm ile ilişkisini anlamamızı kolaylaştıracak bilgilere ayna tutar.
1950-2000 yılları arasındaki 51 yıllık dönemde, millî gelirinin yıllık olarak ortalama 850 milyon TIV’e denk gelen gelirini yurt dışından silah satın almak için harcayan Türkiye, aynı dönemde yıllık olarak sadece 173 bin TIV’e eş değer silah satışı yapabilmiştir. Satacak silahı olmayan Türkiye’nin, emperyalistlerden silah satın almak için çok büyük miktarda para harcadığı görülmektedir. 1950-2000 yılları arasındaki dönemde, Türkiye’nin silah satın almasını gerektirecek konjonktürü en kısa hâliyle özetlemek için; Kuzey Atlantik Ittifakı (NATO) üzerinden düşmanlaştırılan ve kışkırtılan Sovyet Rusya’yı; Adalar Denizi, Karaman Denizi ve Kıbrıs üzerinden emperyalistlerce kontrol edilen gerginlikleri sürdürmek üzere silahlandırılıp yeniden yayılmacı politika gütmeye teşvik edilen Yunanistan’ı; akla hayale gelmeyecek çapta gizli veya doğrudan yapılan küresel desteklerle ayakta tutulan ve Türkiye’yi yıpratmak için kullanılan PKK ve FETÖ terör örgütlerini, soykırım masalları ile bir hayal dünyasına itilip teröre teşvik edilen Ermenistan’ı; klasik Ortadoğu huzursuzluklarını ifade etmek yeterli. Kaynak: Export Values, 2022.
Açıkçası, ABD’nin öncülüğündeki Batı, silah satışı için bereketli bir ortam kurgulamış, 2000’li yıllara kadar Türkiye’ye emperyalistlerin eski nesil silahlarını yüksek bedeller ödeyerek satın almaktan başka çare bırakmamıştır.
Tablo 2’yi incelediğimizde bu 51 yıllık dönemin ilk 21 yılında Türkiye, yüzde 80-85 oranlarında ABD’ye bağımlı durumdayken; sonraki 30 yılında silah alımında bağımlı olduğu devletleri çeşitlendirme gayretine rağmen, ABD’ye bağımlılığını ancak yüzde 42-70 bandına çekebilmiştir.
Atatürk’ün emperyalizmle mücadele felsefesinden uzaklaşan ve NATO’yla Batılılaştığına inandırılan Türkiye’nin 1950-2000 arasındaki yarım yüzyıllık dönemde, silah satışı yapamadan dünyanın en önde gelen silah alıcılarından birine dönüştürüldüğü söylenebilir. Kardak Krizi ve PKK’yla mücadele gereksinimlerinin en üst düzeye ulaştığı 1991-2000 arası dönemde, Türkiye’nin rekor kırarak yıllık ortalama 1 milyar 756 milyon TIV gibi yüksek bir silah dış alımı seviyesine ulaştığı ve bu dış alımın da yüzde 66’sının ABD’den, kalan yüzde 34’ünün de Almanya başta olmak üzere diğer Batılı devletlerden yapıldığı görülmektedir. Emperyalizm için bu durum, memnuniyet vericiydi. Türkiye, 50 yılın alışkanlığıyla Batı silahlarına bağımlı kılınmış; bu yüzden -kendi inisiyatifiyle- jeopolitik körlüğe düşmüş; gerçek jeopolitik gücünün farkına varamadığından emperyalist dayatmaları, dış politikasının gerekleri olarak algılamaya başlamıştır.
Hâl böyleyken, 2001-2010 yılları arası dönemde, Türkiye’de, silah dış alım-satımlarını etkileyen ve ABD’nin canının oldukça sıkılmasına yol açacak cinsten millî bir kıpırdanma yaşanmıştır. ABD emperyalizminin silah pazarı üzerinden Türkiye’den darbe alacağını ilk kez hissettiği dönem olan 2001- 2010 arasındaki 10 yıllık dönemde, Türkiye’nin silah dış alımı, yıllık 1 milyar 756 milyon TIV’dan keskin bir düşüşle yıllık 617 milyon TIV’a gerilemişti (Tablo 1). Esasında aradaki fark, yurt dışından silah satın almak yerine millî savunma sanayi üzerinden karşılanmıştı; hatta bunun da ötesinde Türkiye, yurt dışına yıllık 52,2 milyon TIV’lık silah satışı yaparak teknolojisi yüksek silahlar satmaya başlayan bir devlet kimliği de kazanmıştır. ABD, gecikmeden bu duruma müdahale etmek istemiştir. Nitekim, 2007-2008 Ergenekon, 2008-2009 Poyrazköy/Amirallere Suikast/ Kafes Eylem Planı, 2010-2011 Balyoz, 2012-2013 Casusluk ve Fuhuş kumpas davaları süreci ile TSK’da emperyalizmle mücadele azminde olan ve Türkiye’nin Batı’ya olan silah bağımlılık zincirini kırmak üzere emek harcayan çok sayıda subay tutuklanmıştır.
2011-2016 yılları arasındaki 5 yıllık süreçte pek çok devlet kurumuyla birlikte TSK’da etkinliğini büyük ölçüde artıran Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ), yıllık 617 milyon TIV’a düşmüş olan yurt dışından silah alımlarını tekrar yıllık 1 milyar 73 milyon TIV’a tırmandırmış ve yüksek savunma harcamasının yüzde 61’inin ABD’li silah şirketlerine transferine öncülük etmişlerdir. Bu dönemde, FETÖ tarafından yavaşlatılan millî savunma sanayi, önüne çıkarılan ABD güdümlü güçlü engellemelere rağmen, önceki dönemin satış anlaşmaları sayesinde, yıllık 210,6 milyon TIV’lık dış satım yaparak ilk verimli meyvelerini vermeye başlamıştı. Türk millî savunma sanayi, FETÖ’nün devlet içindeki unsurları vasıtasıyla geriletilmeye çalışılırken 15 Temmuz 2016’da ABD destekli FETÖ’nün başarısız darbe girişimi yaşanmış ve ardından, başta TSK olmak üzere tüm devlet kurumları, hızlı bir şekilde FETÖ’den arındırma süreci başlamıştır.
Türkiye, teknolojisi yüksek silahlar satmaya başlayan bir devlet kimliği kazanmıştır. ABD, gecikmeden bu duruma müdahale etmek istemiştir.
FETÖ’nün tasfiyesi sonrası ilk 3 yıl olan 2017- 2019 döneminde, Türkiye’nin yıllık ortalama savunma harcaması, FETÖ’nün kontrol ettiği 2011-2016 dönemine göre çok hızlı bir düşüş kaydederek 1 milyar 73 milyon TIV’dan 143 milyon TIV’a gerilemiştir. Diğer taraftan, önceki dönemi kontrol eden FETÖ’nün silah satış anlaşmalarımızı baltalamış olması nedeniyle, 2017-2019 döneminde yurt dışına silah satışımız da yıllık ortalama 210,6 milyon TIV’dan yıllık ortalama 56,3 milyon TIV’a gerilemiştir. Yine de FETÖ travmasının atlatılma dönemi olan 2017- 2019 sürecinde, savunma harcamalarımızın yurt dışı kaynaklar yerine açık ara ile yurt içi kaynaklar kullanılarak yapıldığını söylemeliyiz. 2017-2019 döneminde, miktarı çok düşmüş olan savunma dış alımımızda ABD’nin payı; 2017’de yüzde 35’e, 2018’de yüzde 25’e ve 2019’da da yüzde 17’ye kadar geriletilmiştir (Tablo 2).
FETÖ travmasının tam olarak atlatıldığı 2020- 2021 arasını kapsayan dönemde ise, Türkiye tarihinde bir ilk yaşanmıştır. Bu 2 yıllık dönemde, yıllık savunma dış alımımız ortalama 183 milyon TIV olurken, yıllık savunma dış satımımız yıllık ortalama 306,5 milyon TIV’a tırmanmıştır. Özetlersek, ilk defa dış satım, dış alımı aşmış; üstelik aşım oranı yüzde 68 gibi dev bir sıçrama şeklinde gerçekleşmiştir. 2020 ve 2021 yıllarında TSK’nın savunma gereksinimlerinin çok büyük bir bölümü millî savunma sanayi ile karşılanmış, karşılayamadığı küçük bir bölümün finansmanı ise rahatlıkla dış satım üzerinden yapılabilmişti2. 2022 yılı performans ön değerlendirmeleri ise, Türk savunma sanayinin 2020-2021 dönemine göre çok daha parlak bir yılda olduğunu göstermektedir.
Tablo 1 ve Tablo 2’den de görüleceği üzere, son 2 yılda yıllık ortalama 183 milyon TIV gibi çok düşük bir seviyeye gerileyen Türkiye’nin silah dış alımında ABD’nin payı, 2020’de yüzde 16’ya, 2021’de ise yüzde 93 gibi -ABD için inanılması güç- bir seviyeye inmiştir. Bir benzetme yapmak gerekirse; “Kuş kafesten kaçmış ve bir kartal olarak geri dönmüştür.” veya daha doğru bir benzetme yapalım: “ABD, kafesindeki kuşun kaçmasını engelleyememiş ve bu kuş bir kartal olarak yükseklerde uçmaya başlamıştır.” Geri döndürülemez olarak görünen bu olgu, Türkiye’nin Batı ile geçmişte kurduğu teslimiyetçi bağlarını kopartma niyetinde olduğunun ve jeopolitik özgürlüğünden ödün vermeden entegre olmak üzere Asya’ya yaklaşmak istediğinin önemli işaretlerinden biridir. Export Values, 2022.
Dış Alımlarında ABD Payı TSK’nın diğer alanlara göre göreceli olarak ilerlemesinin yavaş kaldığı “savaş uçağı” alanı üzerinden Türkiye’ye yapabileceği son silah satışları olan F-16 Block 70 ve modernizasyon kitleri, ABD’nin savunma sanayi üzerinden Türkiye’yi kontrol etmekte kullanabileceği son kozdur. ABD, bu kozu optimum şekilde kullandıktan sonra, Türkiye’nin savaş gücünün Adalar Denizi ve Karaman Denizi üzerindeki gerginliklerden kaynaklanabilecek bir savaş ile yok edilmesinin ve böylece tekrar eski günlerdeki gibi kendine bağımlı kılınmasının hesaplarını yapmaktadır.
Bu noktada açacağımız bir parantezle, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının 2012-2022 yılları arasında envanterine kattığı 2 sismik araştırma ve 4 sondaj gemisi ile Türkiye’nin -aynı savunma endüstrisinde olduğu gibi- enerji arama ve çıkarma kabiliyetlerinde de emperyalizme olan bağımlılığını kırdığını söylemeliyiz. ABD silahlarına bağımlılıktan kurtulan Türkiye, “Mavi Vatan”4 savunmasında jeopolitik gücüyle de kucaklaşmaya başlamıştır. Bu maksada uygun hareket eden Türkiye, 2030’dan itibaren seri üretime geçmeyi planladığı kritik “Milli Muharip Uçak (MMU) Projesi”nde büyük ilerleme kaydetmiştir.5 MMU’nun prototiplerinde kullanılacak motorlar, ABD ve Ingiltere tarafından -hızlıca- Türk savunma sanayine sunulmuştur. Bu girişim, sıçrama kaydeden Türk savunma sanayisinin sabote edilmesi olarak algılanabilir. Millî savaş uçağı seri üretiminde yüzde 100 yerlilik için Türk millî yetenekleri zorlanmalı; 2030’lu yıllara kadar hissedilmesi beklenen gelişmiş savaş uçağı gereksinimleri için Rusya ve Çin seçenekleri öncelikli olarak değerlendirilmelidir. Hatta, hızlı büyüyen Türk millî savunma sanayisinin gelişmesini kolaylaştırmak için, CAATSA6 yaptırımları ile Türkiye’yi düşman ilan eden ABD’den, F-16/F-35 veya uçak motoru satın alıp almamak konusu dikkatlice düşünülmelidir. Türkiye’nin “ABD’den askerî malzeme satın alınmasını yasaklayan” bir ticari misilleme seçeneği, tartışılmaya değer bir konudur.
TUSAŞ tarafından geliştirilen Milli Muharip Uçak’ın prototipi, 23 Kasım 2022’de ilk kez paylaşıldı. Milli Muharip Uçak’ın gelecek yıl hangardan çıkış yapması planlanıyor. (Savunma Sanayi ST, 2022Savunma Sanayi ST (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.)
Dengelerini Kuramayan Adalar Denizi ve Karaman Denizi’nde Türk-Yunan İlişkileri Türk-Yunan İlişkilerinin Tarihsel Temelleri
Türklerin Anadolu’ya hâkim olmalarından kısa bir süre sonra, Adalar Denizi ile Karaman Denizi’ni ele geçiren ve yerleşen Katolik dünyası, 11.-14. yüzyıllar arasında Müslüman Türklerin ve Ortodoks Yunanlıların birlikte yaşadıkları kıyıları yağmalayarak zenginleşmişlerdir. Denizcilikte oldukça geriledikleri için Katolik yağmaya karşı koyamayan Yunanlar, Katolik yağmasına denizcileşerek karşılık veren, denizcileştikçe de güçlenen ve yüzbinlerce şehit pahasına Katolikleri “Mavi Vatan”dan Batı Akdeniz’e süren Türklerin himayesine girmişlerdir.
14. yüzyıldan itibaren Osmanlı uyruğunda olan Yunanlar, 19. yüzyılın başlarına kadar, yağmacı Batı’ya karşı Türkleri bir savunma duvarı olarak kullanmışlardır. Okyanuslara çıkmayıp kendisini Akdeniz ve Kızıldeniz havzasına kapatan Osmanlı Devleti’nin bu büyük hatası, okyanuslardan kazandıkları gücü Akdeniz’e taşıyan emperyalizmin ve tamponlarının 18. yüzyıldan itibaren Türk “Mavi Vatan”ına yaptığı saldırılarla yüzleşmesi sonucunu doğurmuştur (Özsaraç, 2020Özsaraç (2020). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Mısır’a yapılan Napolyon saldırılarından sonra Osmanlı Devleti, Fransa’ya tanıdığı deniz ticaret imtiyazlarını kaldırmış ve Osmanlı sularında deniz ticareti yapma imtiyazını uyruklarından Yunanlılara vermiştir. Osmanlı Devleti’nin tanıdığı bu son dakika imtiyazı sayesinde hızla denizcileşen Yunanlılar, Türk “Mavi Vatanı”nı Türklerle birlikte emperyalizme karşı savunmak yerine; isyan ettikleri 1821 yılından itibaren emperyalizmin desteklediği melez bir devlete dönüşerek katliamlar ve savaşlar yoluyla Türk “Mavi Vatan”ını parça parça ele geçirmeye başlamışlardır. 1821 ve 1822 yılında Tripoliçe başta olmak üzere, tüm Mora Yarımadası’nda ve Adalar Denizi’nde yaşanan Türk ve Musevi katliamlarına7 duyarsız kalamayan on binlerce Istanbul ve Izmir kayıkçısı, kendilerini Yunan isyanını bastırmaya çalışan Osmanlı Donanması’na kalyoncu olarak yazdırmışlardı.8 Bu noktada bir parantez açmak gerekiyor. 24 Şubat 1994 tarihinde Yunan Parlamentosu’nun aldığı bir kararla, Yunanlar “Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında Karadeniz kıyılarında yaşayan Pontik Rumların Osmanlı Türkleri tarafından sistematik soykırıma uğratıldığı” iddiasıyla 19 Mayıs 1919’u “(Sözde) Pontus Soykırımı Anma Günü” olarak ilan etmişlerdir (Papantoniou, 2021Papantoniou (2021). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Tarihi çarpıtmak anlamındaki bu mesnetsiz iddiayı resmîleştiren Yunanları, gerçek bir tarihle yüzleştirmenin zamanı gelmiştir. Türkiye, “Egemenliği Antlaşmalarla Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar”dan (EGEAYDAAK) birine, 6 Nisan gününde törenle devasa bir “Yunanlarca Katledilen Türkleri Anma Anıtı” dikmeli, her yıl 6 Nisan’da bu anıtın önünde anma etkinlikleri düzenlemelidir.
1830’da Yunanistan’ın bağımsızlığını kabullenmek zorunda kalan Osmanlı Devleti, emperyalistlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmaları üzerinden değişken denge politikaları ile zaman kazanmayı denemiştir. Denge oyunları içinde kaybolan Osmanlı Devleti, dışa bağımlılık ve borç sarmalı nedeniyle nitelikli bir deniz kuvvetini hazırlayamamış; emperyalizmin tamponları olan Çarlık Rusyası ve Yunanistan arasında yıpratılarak önce yarı sömürge durumuna düşürülmüş; I. Dünya Savaşı’nın sonunda ise Türk Boğazları dâhil tüm “Mavi Vatanı”nı yitirmiştir.
Karada kazanılan Kurtuluş Savaşı sonrasında, Lozan’a donanmasız9 olarak giden Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 1923 Lozan Barış Antlaşması’nda Mavi Vatan’ı üzerinde bulunan ve Yunan işgaline uğramış Boğazönü Adaları’nın çoğu ile Saruhan Adaları’nı askersizleştirilmek koşuluyla Yunanistan’a bırakmak zorunda kalmıştır. Ayrıca, Lozan’da Italyan işgalindeki Menteşe Adaları da Italyanlara bırakılmış; II. Dünya Savaşı’nın kaybedenleri arasındaki Italya da, 1947 Paris Barış Antlaşması’nı imzalayarak 1923 Lozan Barış Antlaşması’na aykırı olarak Menteşe Adaları’nı Türkiye yerine -askersizleştirme koşuluyla- Yunanistan’a bırakmıştır.
1923 Lozan Barış Antlaşması ile Ege Adalarının büyük çoğunluğunu kaybetmesi nedeniyle mutsuz olan tarafın -teorik olarak- Türkiye olması gerekirken, tam tersi şekilde Yunanistan, Türkiye aleyhinde Lozan’ı tanımaz bir tutum benimsemiştir. Türkiye Lozan’da “reel” durumu kabullenerek “iyi komşuluk” temeline dayanan bir politika takip etmiş; ama Yunanistan, Lozan’da elde ettiği haksız ve aşırıya kaçan kazanımlarına rağmen “aşırı düzeyde yayılmacı ideal”lerinden (Megali Idea) vazgeçmemiştir. Türk- Yunan Savaşı’nı sona erdiren koşulları belirleyen bir barış antlaşması niteliğindeki 1923 Lozan Barış Antlaşması’nı 1936 yılından10 itibaren parça parça tanımama davranışları sergileyen Yunanistan, bu tutumu ile alenen Türkiye’ye meydan okumaktadır.11 Türkiye ise, Adalar Denizi üzerindeki çok sayıda toprak parçasını yitirmiş olmasına rağmen Lozan dengesinin korunması ve bu denge çerçevesinde denizlerin barışçıl ve hakkaniyetli şekilde paylaşılması taraftarıdır. Yunanistan’ın 1936’da tek taraflı olarak kara sularını 3 deniz milinden 6 deniz miline çıkarmasıyla cesaret ettiği ilk dalga, günümüzde tüm Türk “Mavi Vatan”ını tehdit eden bir tsunamiye dönüşmüş durumdadır. Bu tsunaminin altında kalmak istemeyen Türkiye, “Megali Idea” kokan, emperyal yapay gerginlikler ve yıllardır boş yere süren sonuçsuz diplomatik mücadeleler ile kontrol altında tutulmaktadır. Insanlık tarihindeki örneklere baktığımızda, diplomasinin sonuç veremediği aşamalarda, kapıya dayanan savaşlardan kaçınmak imkânsızdır. En özet şekliyle ifade etmek gerekirse; “3 deniz mili kara suları” ve “Boğazönü, Saruhan ve Menteşe Adaları’nın askersizleştirilmesi” ve “ismen teslimi yapılmayan yüz ölçümü çok küçük oluşumların Türkiye’ye aidiyetinin kabulü” üzerinden kurgulanan 1923 Lozan Antlaşması, olası bir Türk-Yunan savaşının frenidir. Lozan’ın barış koşulları niteliğindeki bu 3 ana faktörü aşındırmak için elindeki tüm diplomatik olanakları günümüzde tüketen Yunanistan’ın, 201 yıldır Türk “Mavi Vatan”ına saldırarak, 86 yıldır Lozan’ı umursamayarak ve 67 yıldır da askerî olarak Türkiye’ye meydan okuyarak mutlu barış günlerinin sonlanabileceğinin henüz farkında olmadığı anlaşılmaktadır.
Yunanistan’ın bu vizyon eksikliğinin altında yatan temel neden, 2005 yılına dek Türkiye’nin, emperyalizmle başa çıkamama endişesiyle takındığı “savunmacı” tutumun hâlâ devam ettiğini sanmasından kaynaklanmaktadır. Gerçekten de 1952 yılına kadar denizde güç kazanmayan Türkiye zorunlu olarak kıyılarına dayalı bir savunma stratejisiyle hareket etmek zorunda kalmış; NATO’ya girdiği ABD’nin Yunanistan’daki askeri yığınakları. (BRIQ , 2022BRIQ (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.) 1952 yılından 2000’li yılların başına kadar, ABD emperyalizminin ideal ve kontrolü kolay bir vekili olmayı içine sindirmiştir. 21. yüzyılın başından itibaren ABD emperyalizminin direnç mekanizmalarının üzerinden atlayarak yerli ve millî savunma sanayini geliştirmeye başlayan Türkiye, 2004 yılına kadar AB üyesi olma hayaliyle kısa bir süre gardını düşürmekle birlikte, AB tarafından aldatıldığını anlayarak 2005 yılından sonra yeniden bağımsız savunma sanayi altyapısına ağırlık vermeye başlamıştır. Savunma harcamaları konusunda Batı’ya bağımlılığını neredeyse sıfırlayan Türkiye’yi son yıllarda Libya’da etkili bir güç12 olarak görmeye başlayan Yunanistan, krizi tek başına çözemeyeceğini anlamıştır. ABD ve AB’nin13 Karaman Denizi’nde daha da güçlenmiş bir Türk varlığına izin vermeyeceği düşüncesiyle Batı’nın telkinleri doğrultusunda, Yunanistan’ın Lozan’a aykırı davranışları ve hukuk dışı deniz alanı talepleri devam etmektedir.
Yunanistan, ABD ve AB’nin emperyalist çıkarları, bir türlü vazgeçemediği “Megali Idea” hırsı14 ve bağımsızlaşan Türk savunma yetenekleri arasına sıkışıp kalmış bir devlettir. Çözüm bulmak bir yana, sorunların daha da derinleştiği 67 yıllık gergin dönemin -hiç arzu edilmese de- bir savaşa evrilmesi durumunda, Yunanistan’ın bu travmayı göğüsleyebilme kapasitesi, gerçekçi ve tarafsız bir şekilde incelenmeye değer bir konudur.
Yunanistan’ın Tırmanabilecek ve Bir Savaşa Dönüşebilecek Askerî Gerginlikleri Göğüsleyebilme Kapasitesi
Adalar Denizi ve Karaman Denizi’nde pek çok akademik çalışmanın konusu durumundaki kara suları, münhasır ekonomik bölge (MEB) ve bazı adalardaki katı askersizleştirme meseleleri ve Kıbrıs konularına temel gerginlik konularıdır. Bu noktada, Yunanistan’ın bu gerginlikleri artırarak sebep olabileceği bir Türk-Yunan Savaşı’nı göğüsleyebilme kapasitesini bilimsel karşılaştırmalar yaparak değerlendirmekte fayda vardır.
Niceliğe dayalı 50’nin üzerinde parametre kullanarak dünyadaki silahlı kuvvetler üzerinden bir karşılaştırma modeli sunan “Global Fire Power”a göre; 2022 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri, Yunan Silahlı Kuvvetlerinden 2,3 kat daha güçlüdür (Comparison of Greece and Turkey Military Strengths, 2022Comparison of Greece and Turkey Military Strengths (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Harekâta hazırlık eğitim seviyesi gibi nitelik puanlamaları da yapılabilseydi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Yunan Silahlı Kuvvetleri karşısındaki üstünlüğünün 5 kata kadar ulaştığını görmek mümkün olurdu.
Son 5 yılda Türkiye ve Yunanistan’ın yurt dışından yaptığı silah alımlarını incelediğimizde; Türkiye, savunma ihtiyacının büyük bölümünü yurt içi üretiminden karşıladığı hâlde; savunma sanayisi bulunmayan Yunanistan’a göre yurt dışından 4,75 kat (yaklaşık 5 kat) daha fazla harcama yapmıştır. ABD’den silah alımını azaltan Türkiye, silah ve savunma malzemesi alımı yaptığı devletler listesinde Italya, Ispanya ve Rusya’yı ön plana taşırken; Yunanistan, silah ve savunma malzemesi alımında ABD ve Fransa’ya olan bağımlılığını sürdürmüştür. Türkiye’nin de Yunanistan’ın da en büyük savunma malzemesi alımının savaş uçakları olması, her iki devletin de savunma alanında en hassas ve eksik olduğu alanın savaş uçakları olduğunu göstermektedir. F-16, Rafale ve F-35 uçakları üzerinden basında yapılan çok sayıda güncel analizin bugünlerde bu kadar yoğun olması, temelde bu hassasiyet nedeniyledir.
Niceliğe dayalı 50’nin üzerinde parametre kullanarak dünyadaki silahlı kuvvetler üzerinden bir karşılaştırma modeli sunan “Global Fire Power”a göre; 2022 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri, Yunan Silahlı Kuvvetlerinden 2,3 kat daha güçlüdür.
Tablo 3’e Türk ve Yunan silahlanma performansı açısından baktığımızda, Yunanistan’ın Türkiye ile bir silah yarışına girebilme potansiyelinin bulunmadığı da anlaşılacaktır. Çünkü silahlanma üzerine hemen hemen tüm kategorik oranlar; 2,73 ile 41,73 kat arasında ve tümüyle Türkiye lehine görünmektedir. Ideallerinden vazgeçemeyen Yunanistan, gerginlik politikalarını devam ettirebilmek için daha da çok tamponlaştırılmak ve melezleştirilmek15 uğruna emperyalizmin yardımını aramaktadır. Doğal olarak böyle bir arayış, Yunanistan üzerindeki sömürü mekanizmalarını da -acımasızca- harekete geçirmektedir. Yunanistan’ın son 5 yılda savunma giderlerine ayıracak bütçe bulmakta zorlandığı son derece açıktır. Türk-Yunan gerginliğinin artırılmasının, hatta bir savaşa dönüşmesinin, Yunan halkını daha çok Amerikan ve Fransız silahları tedarik etmeye zorlamaktadır. ABD ve Fransa’nın, Türkiye’den çok Yunanistan’ı hedef alan bu emperyalist baskıları, Yunan halkının önümüzdeki 5 yıl boyunca savunma harcamaları için daha çok vergi ödemesine yol açacaktır. Yunanistan’a (mümkünse Türkiye’ye de) pahalı silah satma hevesindeki ABD ve Fransa’nın da mevcut şartlara olası etkilerini özetleyerek devam edelim.
ABD ve İsrail’in Türk-Yunan Gerginliğine Olası Etkileri
Emperyalizmin zirvesindeki ABD, olası bir Türk-Yunan Savaşı’nda Türkiye’nin yerleşik Türk nüfusu nedeniyle Batı Trakya’yı ele geçirmek isteyebileceğini düşünerek Dedeağaç’ta üslenmiştir. Ayrıca, zayıf Yunan Silahlı Kuvvetlerinin takviye görüntüsü altında radikal bir üslenme politikasını da benimsemiştir. Ancak, dünyanın Emperyalizmin zirvesindeki ABD, olası bir Türk-Yunan Savaşı’nda Türkiye’nin yerleşik Türk nüfusu nedeniyle Batı Trakya’yı ele geçirmek isteyebileceğini düşünerek Dedeağaç’ta üslenmiştir. Kaynak: Export Values, 2022.
çok kutupluluğa doğru ilerlediği bu dönemde, silahlı kuvvetlerini yıpratmak istemeyen ABD’nin, bir Türk-Yunan Savaşı’na doğrudan müdahil olması, düşük olasılıklıdır. Bunun yerine, ABD’nin Ingiltere ve Fransa ile birlikte Kıbrıs sularında, yüksek seviyeli askerî varlık göstermeye başlaması; böylece Türkiye’yi Yunanistan’a ayıracağı kuvvetin bir bölümünü Karaman Denizi’ne kaydırmaya zorlaması, daha yüksek olasılıklı bir seçenektir.
ABD, Karaman Denizi’ndeki varlık durumunu gerginlik seviyesine göre ayarlayarak bir savaşın en önemli silahı olan “sürpriz etkisi” üzerinden deniz ticaret yollarını denetlemeye devam edebilir.
Diğer taraftan, artık ABD menşeili silahları tümüyle terk etme aşamasına gelmiş olan Türkiye’nin, Yunanistan’la yaşadığı gerilimlerin tırmandırılması, hatta savaşa dönüştürülmesi, Yunanistan’ın da Türkiye’nin de silah gereksinimlerini tetikleyecek olgulardır. Nitekim ABD, ekonomik güçlükleri olan Yunanistan’a 4 adet çok amaçlı Suüstü Savaş Gemisi (MMSC), Hydra (MEKO-200 HN) sınıfı fırkateynler için modernizasyon paketi16 ve 20 adet F-35 savaş uçağı (Yunanistan 20 adet F-35 uçağı satın almak için talep mektubu gönderdi, 2022Yunanistan 20 adet F-35 uçağı satın almak için talep mektubu gönderdi (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.) satış önerisi sunarken; aynı anda Türkiye’ye 40 adet F-16 Block 70 ile 79 adet F-16 Blok 40/50 modernizasyon kiti satışı da önermiştir (M5 Dergi, 2022M5 Dergi (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.) (SavunmaSanayiST, 2022SavunmaSanayiST (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Emperyalizm, her zaman için gerginliklerden faydalanır, bu nedenle tüm gerginliklerin arka planında emperyalizmi aramak gerekir.
Fransa’nın Türk-Yunan Gerginliğine Olası Etkileri
Son dönemlerde Karaman Denizi’nde yeni enerji kaynaklarının bulunmasına paralel şekilde, bazı bölge ülkelerinin ekonomik tabanlı iş birliği modelleri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu ekonomik tabanlı iş birliği modellerinin de, işlerlik kazanabilmesi ise güçlü bir görüntü çizmesi, hatta çok sayıda devletin katıldığı askerî gösterilerle de güçlü bir imaj sunmaları gerekmektedir. Bu atmosfer içinde, ABD ve bazı AB ülkeleri ile Karaman Denizi’nde Türk jeopolitik üstünlüğünden çekinen Israil ve Mısır’ın da katkı sağladığı bazı zayıf askerî gösteriler, yıllık bir rutine dönüştürülmüştür. Diğer taraftan bu zayıf içerikli askerî tatbikatlar, rakip ilan edilen Türkiye’de kamuoyu nezdinde ciddi bir psikolojik etki yaratamazken; Yunan ve Kıbrıs Rum kamuoyuna moral vermiştir. Bu motivasyonla, jeopolitik ve jeoenerji üzerinden gerilimleri sürdürme kararlılığı içindeki Yunanistan ve GKRY, şartlarını zorlayarak silahlanma güdüsü ile hareket etmektedirler. Silah satışı üzerinden oynanan bu oyunlarda, dünyanın en önde gelen silah satıcısı ABD’den başka elbette Fransa da başrol oyuncusudur.
Fransa, ABD’nin göreçeli olarak Akdeniz’den çekildiği, bu yüzden ortaya büyük bir güç boşluğunun çıktığı, bu boşluğun da Fransa tarafından doldurulduğu inancıyla Karaman Denizi’nde eskisine göre daha fazla varlık göstermektedir. Gösteri esaslı Fransız askerî gayretinin altında yatan çaba, aslında boşluk olduğu zannedilen bu coğrafyada “Pax Mediterranea” adı altında bir Fransız hegemonyasının kurulmasını amaçlamaktadır. Ancak, Fransa’nın bu iddialı çabası bugüne kadar bir sonuç vermemiştir (Jabbour, 2021Jabbour (2021). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
Silah satışı üzerinden oynanan bu oyunlarda, dünyanın en önde gelen silah satıcısı ABD’den başka elbette Fransa da başrol oyuncusudur.
Türk-Yunan geriliminin Yunan kamuoyu üzerinden -silah satışlarını da tetikleyecek şekilde- taze tutulması amacıyla sergilenen son gösteri ise, 24 Eylül-1 Ekim 2022 tarihlerinde, ARGO-22 adıyla (Athens News Agency, 2022Athens News Agency (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.), Yunan-Fransız ikili tatbikatı şeklinde Adalar Denizi’nin kuzeyinde bulunan Bozbaba ve Iskiri adaları arasındaki küçük bir sahada sergilenmiştir. Aslında asgari ve en ekonomik şekliyle bir tatbikattan ziyade taktik eğitimi andıran (Özsaraç, 2022Özsaraç (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.) ARGO- 22 Ikili Tatbikatı17, Yunan kamuoyunda bir bayram sevincine yol açarak amacına ulaşmış ve Fransa’nın Yunanistan’a satmak istediği 24 Rafale savaş uçağı ile birer prototip niteliğindeki 3 (+1 opsiyonel) FDI Belharra tipi fırkateynler için yüksek vergiler ödeyecek Yunan vatandaşlarını ikna etmiştir.
Türkiye’nin -Kuzey Afrika, hatta Sahra altındaki SAHEL’e kadar uzanan- jeopolitik gücü ile rekabet eden ve bunu ekonomik gücü ile dengeleyebileceğine inanan Fransa, Avrupa Birliği’ne giriş havucunun eskisi kadar etkisinin olmaması nedeniyle, bu defa Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu Türkiye’ye uzatılabilecek bir havuç olarak kullanmak niyetindedir.18 Ayrıca Fransa, Total’in Karaman Denizi’nde çıkaracağı doğal gazın en önemli pazarının Türkiye olacağını düşündüğünden dikkatli davranmaktadır (Segantini, 2022Segantini (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
Türkiye’ye biçmek istediği “Orta Asya Türk dünyasında Rusya ve Çin’i dengelemek”, “Karadeniz’in güvenliğini üstlenmek”, “Libya’daki istikrarın sağlanmasını desteklemek” ve “Suriye’ye insani yardım sağlamak” gibi rollerden de anlaşılacağı üzere, Fransa Türkiye’ye diş geçirebilecek bir emperyalist ruh hâliyle yaklaşmaktadır (Segantini, 2022Segantini (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Bu süreçte, edilgenliğe ikna edilemeyince Türkiye, Fransız literatüründe “genişlemeci”, “emperyal fantezilere sahip” veya “kendini yücelten politikalar peşinde” şeklinde tanımlanmaya başlamıştır. Fransa’nın mevcut politikalarından, kendi savunma endüstrisini başarılı bir şekilde bağımsızlaştıran Türkiye’nin yeni savunma yeteneklerini yeterince algılayamadığını (veya görmezden geldiğini), Akdeniz’in doğusundaki bu güç dalgalanmasının geçici olduğu düşüncesiyle hareket ettiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü kibir yaparak küçümsediği anlaşılmaktadır. Oysa, dünyanın 4’üncü en güçlü silahlı kuvvetleri olan Fransız Ordusu’na göre Türk Silahlı Kuvvetleri nicelik olarak yalnızca yüzde 34,57 oranında eksik güçtedir (Global Firepower, 2022Global Firepower (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Üstelik Türkiye, dünyanın önde gelen silah satıcıları arasında yer alan Fransızların silahlarını kullanmadığından savunma malzemeleri bakımından Fransa’dan tümüyle bağımsızdır. Özetlersek, Fransa, Türkiye’yi ezebilecek bir silahlı güce sahip değildir.
Mısır’ın Türk-Yunan Gerginliğine Olası Etkileri
Mısır’ın merhum Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, Nisan 2012’de Mısır’ın Israil ile yaptığı doğal gaz sevk anlaşmasını uygulamadan kaldırıp 2003 yılında GKRY ile imzalanan MEB anlaşmasını da Mart 2013‘te feshetmişti. Esasında Mursi yönetiminin tercihi Türkiye’nin içinde yer alacağı Levant Iş Birliği’ni kurmaktı. Ancak darbe ile iktidara gelen General Sisi önceki anlaşmaları yeniden yürürlüğe koymuştur. Mısır’ın net bir Karaman Denizi politikasının bulunmadığı ve iktidar değişiklikleri ile kırılganlaştığı göz önüne alınmalıdır. Mısır’ın General Sisi döneminin başlamasıyla birlikte müthiş bir silahlanma gayreti içine girdiğini de not etmeliyiz (Tarakçı, 2014Tarakçı (2014). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
Özetlersek Mısır, Karaman Denizi’nde, şimdilik dişini göstermeyen, ama günümüzde Batı’nın isteklerine karşı koyamayan sessiz bir devdir. Türk Silahlı Kuvvetleri, nicelik olarak Mısır Silahlı Kuvvetlerinden yüzde 4,7 oranında daha zayıftır (Global Firepower, 2022Global Firepower (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Millî bir savunma sanayisi bulunmayan Mısır’ın son birkaç yılda Karaman Denizi’nin -nitelik olarak olmasa bile- nicelik olarak en güçlü silahlı kuvvetlerine sahip olmasının altında yatan ana neden, 2015 yılından itibaren aşırı şekilde silah satın almasıdır. Bu aşırılık, Tablo 4’te de görüleceği gibi, Türkiye’nin 4 katı kadardır. Büyük bölümünü deniz ve hava kuvvetleri için kullanan Mısır’ın -elbette Batı’nın zorlamasıyla yaptığı- bu astronomik düzeyli askerî harcamaların hedefinin Türkiye’yi Karaman Denizi’nde dengelemek olduğu anlaşılmaktadır. Son 7 yıldır yaptığı ve hız kesmediği savunma harcamalarıyla Mısır, bölgede etkisini hissettirmeye başlamıştır.
Son yıllarda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile birlikte çok sayıda tatbikatın katılımcısı durumundaki Mısır, olası bir Türk-Yunan Savaşı’nda dikkat edilmesi gereken güçlü bir devlettir. Ayrıca, böyle bir savaş durumunda, Yunanistan’ın yanında savaşa katılmasa bile Süveyş Kanalı’nı Türk ticaret gemilerine kapatması durumunda, Türkiye’nin aleyhinde tehlikeli bir etkiye yol açabileceğini de unutmamak gerekir. Bu jeopolitik güç yabana atılır cinsten değildir. Türkiye de Mısır da birbirine dostluk eli uzatmak zorundadır. Mısır’ın Türk dostluğuna gereksinimini özellikle belirtmekte fayda var. Zira, Mısır’ın savunma alanında Batı’ya bağımlılığı Türkiye’nin 1990’lı yıllardaki durumunu çağrıştırmaktadır. Dünyanın en işlek su yollarından birinin üzerinde bulunan Mısır, Batı’ya bağlanmanın zayıflık olduğunu anladığı anda Türkiye’nin yaptığı gibi savunma gereksinimlerini yerli ve millî olanaklarla karşılamak isteyecektir. Mısır’ın çıkarlarını Batı yerine Asya’da aramaya karar verdiği gün, onun için Türkiye bir model ülke olacaktır. Kaynak: Export Values, 2022.
Savaş Dışı Seçenekler
Dünyadaki deniz yetki alanı anlaşmazlıkları yaşayan devletler, yalnızca Türkiye ve Yunanistan değildir. Yeryüzünde yaşanan bu tür 420 anlaşmazlığın 180 kadarı Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’na taşınmıştır. Türkiye ve Yunanistan’ın da tüm anlaşmazlıklarını bir paket hâlinde Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’na taşımasının en ideal çözüm olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak Adalet Divanı’nın daha önceki kararları esas alındığında, Divan’ın büyük olasılıkla Türkiye lehine kararlar vereceğini anlayan Yunanistan, anlaşmazlıkları Lahey’e taşımaya yanaşmamaktadır. Konjonktürün hukuken kendi lehine değişeceği bir dönemi sabırla bekleyen Yunanistan, mevcut mahkeme içtihatlarına uygun tedbirler almayı ihmal etmeden Uluslararası Adalet Divanı seçeneğini başarabildiği kadar öteleme gayreti içindedir. Yunanistan’ın uluslararası hukukun uygulanmasından kaçınan bu asimetrik davranıştan vazgeçebileceği düşünmek, gerçekçilikle bağdaşmayacaktır.
Mevcut “Mavi Vatan” haritalarında Adalar Denizi’ndeki münhasır ekonomik alanımız 89 bin kilometrekare olarak gösterilmişse de, Türkiye için hakkaniyetli olan durum, denizin ve karaların toplamının yarısı kadar bir ekonomik alanın Uluslararası Adalet Divanı’ndan talep edilmesidir. Yunanistan’ın Uluslararası Adalet Divanı’na gitme seçeneğine direnç göstermeye devam etmesi durumunda ise, Türkiye, kendi çıkarlarının gereklerini tek taraflı olarak ve cesaretle uygulamaya başlamalıdır. Yani, Türkiye’nin mevcut “modus vivendi”ye benzer duruma sessizlik politikasından vazgeçmesi şarttır. Adalar Denizi’nde 118 bin 500 kilometrekarelik bir deniz alanını (deniz alanı ile kara alanının toplamının yarısı-denizin yaklaşık yüzde 55’i) içerecek şekilde ortay hattın batıya ilerletilmiş hâlini esas alan bir münhasır ekonomik bölgeyi tek taraflı olarak ilan etmek seçeneğini benimsemelidir.
1988 Atina Mutabakatı
Yunanistan’ın gerginlikleri tırmandırmak için -her zaman için- kış aylarını seçmesinin nedeni, yaz aylarında yoğunlaşan turizmin, ülke ekonomisi için yaşamsal değerde olmasıdır. Türkiye ile Yunanistan, 27 Mayıs 1988’de imzaladıkları Atina Mutabakatı ile birbirlerine 1 Temmuz-1 Eylül tarihleri arasında Adalar Denizi’nde askerî tatbikat yapmama garantisi vermişler; 1 Temmuz 2006’da da bu dönem 15 Haziran-15 Eylül arasını kapsayacak şekilde genişletilmiştir (Aydınlık, 2021Aydınlık (2021). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Türkiye, bugüne kadar bu moratoryuma uygun hareket ederek Yunan turizmine büyük katkı sağlamıştır. Ancak, aramızda 67 yıldır çözüm bekleyen bunca sorun varken Yunanistan’ın turizm gelirlerini önceliklendirmek son derece mantık dışıdır. Bu moratoryumun iptal edilmesinin; yaz aylarında askerî faaliyetlerin duraklatılmasından ziyade özellikle yaz aylarında yapılmasının; Adalar Denizi’nde kışın yaşanan gerginliklerin yaz aylarına taşınmasının Türkiye lehine olacağı, son derece açıktır.
1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi
20 yıllık bir sözleşme olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin süresi, 9 Kasım 1956 tarihinde dolmuş; ancak imzacı devletlerin hiçbiri Sözleşme’nin feshedilmesi yönünde bir adım atmadığı için günümüze değin geçerliliğini korumuştur. Tüm dünyadaki ticaret gemilerinin DWT olarak yüzde 17’sine; ham petrol ve petrol ürünleri tankerlerinin ise yüzde 30,25’ine sahip durumdaki Yunanlar, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ticaret gemilerine sağladığı özel geçiş rejiminden kesintisiz olarak faydalanmaktadırlar. Özetlersek, bir Türk iç denizi olan Türk Boğazları ve Marmara Denizi’ni en çok kullanan devlet, Yunanistan’dır. Örneğin, Türk Boğazları üzerinden taşınan petrolün çoğunu Yunan sahipli tankerler taşımaktadır (Aydınlık, 2022Aydınlık (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Hatta Yunanistan’ın kendi ülkesinde kullandığı petrolün bile en az yüzde 49’u son 20 yıldır Türk Boğazları üzerinden gelmiştir. Bu oran, 2020’de yüzde 91 olarak gerçekleşmiştir (IEA, 2022IEA (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Türk-Yunan gerginliklerinin çözümüne Türkiye lehine katkı sağlamak maksadıyla; onlarca yıldır Yunanistan’ın refahına katkı sağlayan Türk Boğazları’nın jeopolitik gücü devreye sokulmalıdır. Açıkça söylemek gerekirse; 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni tartışmaya açmanın tam zamanıdır.
Sonuç ve Değerlendirme
Adalar Denizi ve Karaman Denizi’nde savaşa evrilmekte olan gerginlikler, bugüne kadar diplomasi yoluyla çözülememiştir. Tartışılmakta olan tüm sorunların çözümü için en kolay yol; Türkiye ve Yunanistan’ın aralarında anlaşarak Uluslararası Adalet Divanı’na gitmeleri ve Divan’ın vereceği karara saygı göstermeleridir. Bugüne kadar bu yolu tıkayan Yunanistan’ın Uluslararası Adalet Divanı’ndan kaçmaya devam etmesi hâlinde, Türkiye -savaşı da göze alaraktek taraflı karar mekanizmalarını işletmek zorundadır.
Öncelikle Adalar Denizi’ni ele aldığımızda; 1923 Lozan Barış Antlaşması, her iki devlet için de tek taraflı olarak ihlal edilemeyecek cinsten ve uluslararası hukukta çok güçlü bir metindir. Barış antlaşmalarının maddeleri, yeni bir savaşa kadar eskimezler. Değiştirmenin savaş dışındaki tek yolu, karşılıklı rızadır. Lozan’ın Türk Boğazları ile ilgili kısıtlamalarından kurtulmak isteyen Atatürk Türkiyesi, 1936’da Montrö’de topladığı Konferans ile bu sorununu çözmüş ve Yunanistan dâhil Lozan’ın tüm imzacı devletlerini yeni bir sözleşmeye ikna etmişti. Lozan’ın “3 deniz mili kara suları”, “Yunan ana karasının uzağında, ama Türk ana karasının çok yakınında bulunan adaların askersizleştirilmesi” ve “egemenliği Yunanistan’a devredilmemiş formasyonların Türkiye’ye iadesi” hükümlerinden kurtulmak isteyen Yunanistan’ın önünde, barışçıl olarak yalnızca “bir konferans” talep etme seçeneği durmaktadır. Aksi her türlü durum, bir savaşı göze almak demektir.
Bu nedenle, Yunanistan’a Lozan ötesi talepleri için, Lozan Antlaşması’nı imzacı devletlerine bir konferans başvurusu yapması önerildikten sonra, Lozan dengesi tam olarak gözetilerek; - Yunanistan’ın 3 deniz milinden daha büyük kara suları ve hava sahasını tanımayan, - Egemenliği Antlaşmalarla Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklara (EGEAYDAAK) ismen ve uygulamalar ile sahip çıkan, - Adalar Denizi’ndeki çok sayıda adanın 3 mil kara suları ile birlikte yol açtığı dengesizlikleri de hesaba katarak, kalan tüm deniz alanının en az yüzde 55’i Türkiye’ye kalacak şekilde münhasır ekonomik bölgenin (MEB) tek taraflı olarak ilan edilip uygulanmasını sağlayan bir yasanın TBMM’de tartışılması, gerekiyorsa halk oylamasına sunulması düşünülmelidir. Karaman Denizi için; Kıyıdaş 10 devlete bir konferans daveti yapılmasının, konferans çözümünün işletilememesi hâlinde Yunanistan ve GKRY’nin taleplerini göz ardı ederek Karaman Denizi’nde de Türkiye’nin çıkarlarını gözeten münhasır ekonomik bölge sınırlarının ilan edilip uygulanmasını sağlayan bir yasanın TBMM’de tartışılması, gerekiyorsa halk oylamasına sunulması düşünülmelidir.
Bu süreç içinde, 1988 Atina Mutabakatı ve 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin iptali ile Yunanistan’ın en önemli gelir kalemleri olan turizm ve deniz ticareti alanlarına Türk coğrafyası üzerinden verilen gönüllü katkıların devam ettirilip ettirilmemesi hususları, kamuoyunda kapsamlı olarak tartışmaya açılmalıdır.
Karaman Denizi’nde jeopolitik gücümüze müdahale çabası içinde olan emperyalist devletlere olan silah bağımlılığımız, millî savunma endüstrimizin gelişmesi sayesinde büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Yakalanan bu ivme kaçırılmamalı, savaş uçağı ve motorları alımları da dâhil olmak üzere, Batı silahlarına ticaret ambargosu uygulanmalı; zorunlu silah gereksinimleri Rusya, Çin ve Iran gibi Asya seçenekleri üzerinden karşılanmalıdır.
Asya’nın emperyalist baskılarla başa çıkması, Karadeniz’deki Kerç Boğazı’ndan başlayarak Türk Boğazları, Süveyş Kanalı, Babülmendep Boğazı, Hürmüz Boğazı, Malakka Boğazı ve Bering Boğazı üzerinden geçen, birbirine bağlı deniz ticaret yollarının Asyalılarca kontrol edilmesine bağlıdır. Bu maksatla, Batı’nın tamponu olmayan Asya devletlerinin bu ticaret yollarını denizden kontrol etmelerini esas alan yeni bir savunma yapılanması da düşünülmelidir.19 Emperyalizm karşısında Asya’yı denizlerden korumayı amaçlayacak böyle bir savunma yapılanması için elbette, Türkiye, Rusya, Çin, Iran ve hatta Batı’dan kopmayı başarabilirse Mısır’ın birlikte irade göstermesi önemlidir. Asya’nın emperyalizmden kurtulması, etrafındaki deniz ticaret yollarına nefes aldırması ile mümkündür. Tüm Asya’nın iş birliği ve güç birliği içinde denizcileştirilmesi ve okyanuslarda devleştirilmesi öncelikli hâle getirilmelidir. Aksi durumda, Karaman Denizi de dâhil olmak üzere, denizlerdeki gücünü doğrudan veya dolaylı olarak kullanma yeteneği bulunan Batı emperyalizminin, dünyayı yeniden biçimlendirme kuramları üzerinden yumuşak veya sert güç enstrümanları ile Asya haritalarına şekil verme girişimleri bitmeyecektir. Notlar 1. TIV (Trend Indicator Value); Stockholm International Peace International Research Institude tarafından "trend göstergesi değeri" adıyla malî değerinden ziyade askerî kapasitesini mukayese amacıyla geliştirilen ve silah satışı analizlerinde uygulanan standart uluslararası bir değer verme birimidir.
2. Zachary Paikin ve Caroline Rose, 1990’larda dünyanın en çok silah dışalımı yapan 3’üncü devleti olan Türkiye’nin kısıtlı ekonomik koşullarına rağmen günümüzde dünya silah dışsatımında 14. olma başarısını gösterdiğine; bir zamanlar silah pazarının en gözde müşterisi olduğu hâlde 2011’den günümüze kadar silah dışalımını %59 oranında azalttığına dikkat çekmektedirler (Paikin & Rose, 2021Paikin & Rose (2021). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
3. Geri kalan %91’lik silah ve savunma malzemesi alımı, ağırlıklı olarak Italya ve Rusya’dan yapılmıştır (Export Values, 2022Export Values (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.)
4. Yunan akademisyenlerin pek çoğu, bir grup yüksek rütbeli askerin 2006 yılından itibaren “Mavi Vatan” doktrinini öne sürüp geliştirdiklerini, Türk Hükûmeti’ni ve Türk kamuoyunu kışkırttıklarını ve Doğu Akdeniz’de uluslararası hukukun temel prensiplerinin dışında hareket etmeye ikna ettikleri görüşündedirler (Grigoriadis, 2021Grigoriadis (2021). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
5. TUSAŞ bünyesinde üretim faaliyetlerine devam edilen Milli Muharip Uçak’ın (MMU) ilk prototipinin 18 Mart 2023 tarihinde motorları çalışır şekilde hangardan çıkış yapması ve yer testlerine başlaması planlanmaktadır. 2026 yılı sonunda 3 adet MMU Blok 0 prototipin üretilmiş ve ilk uçuşlarının yapılmış olması; 2029 yılından itibaren de MMU Blok I savaş uçaklarının Türk Hava Kuvvetleri’ne teslim edilmesi hedeflenmektedir. Bu uçakların prototipleri için ABD’den temin edilecek 10 adet F-110 motor; Blok I uçaklar için Ingiltere’den alınacak Rolls-Royce motorların, sonrasında ise Kale Grubu tarafından geliştirilme çalışmaları yapılan yerli motorlar kullanılacaktır (MMU’nun Özgün Motoru’nda Süreç Belirginleşiyor, 2022MMU’nun Özgün Motoru’nda Süreç Belirginleşiyor (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
6. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle, Çin, Rusya, Iran ve Kuzey Kore’ye yaptırım uygulamak için uyguladığı “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA)” isimli yasanın kapsamına 6 Nisan 2021 tarihinden itibaren Türkiye’yi de almıştır (ABD’nin Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımları yürürlüğe girdi, 2021ABD’nin Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımları yürürlüğe girdi (2021). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
7. 1821-1822 döneminde mezar taşlarına varıncaya kadar yok edilen Türklerin ve Musevilerin Mora’da yaşadıkları soykırım, konuya ilgi duyan ve araştıran akademisyen sayısının az olması nedeniyle, Türk kamuoyu tarafından az bilinen konular arasında yer almaktadır (Örenç, 2020Örenç (2020). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
8. Türklerin uğradıkları katliamlar, 6 Nisan 1821’de Tripoliçe’den başlayarak yayılmış, Mora Yarımadası ile sınırlı kalmamış, Sisam, Sakız ve Ipsara Adaları, hatta Anadolu kıyılarında bile yaşanmıştır (Büyüktuğrul, 1982Büyüktuğrul (1982). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.), (Tezel, 1973Tezel (1973). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
9. Lozan görüşmeleri sırasında zayıf, teknolojisi geri, bakımsız ve savaş yaraları nedeniyle oldukça yıpranmış Osmanlı Donanması 1918’den beri Istanbul’u işgal eden Itilaf Devletleri’nin denetimi altında, Haliç’teki “Tersâne-i Âmire” rıhtım ve iskelelerinde enterne edilmiş durumdaydı. Kurtuluş Savaşı’nın Karadeniz üzerinden yapılan lojistik nakliyatını desteklemek için kaçarak TBMM Hükûmeti emrine giren Preveze ve Isareis adındaki ateş gücü çok düşük 2 gambotun ise, 1923 yılı koşullarında Itilaf Donanması’nın kontrol ettiği Türk Boğazları’nı geçebilmesi; geçse bile güçlü Yunan Donanması ile başa çıkabilmesi olanaksızdı (Özsaraç & Özyiğit, Osmanlı’nın Kalbi, Tersane-i Amire/Tersane, 2022Özsaraç & Özyiğit, Osmanlı’nın Kalbi, Tersane-i Amire/Tersane (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
10. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni takiben 17 Eylül 1936 tarihinde Yunanistan Parlamentosu kabul ettiği 230 sayılı kanunla kara suları genişliğini tek taraflı olarak 3 deniz milinden 6 deniz miline yükseltmiştir. Bu dönemde ikili ilişkilerde nispeten dostane bir ortam olmasının yanında Italya’nın Akdeniz’de artan tehdidi nedeniyle Yunanistan’ın bu girişimine Türkiye’den itiraz gelmemiştir. 1947’de Adalar Denizi’nde Italyan varlığı sona ermişse de Türkiye, Yunanistan’ın bu tek taraflı kara suları uygulamasına sessizliğine devam etmiş; bir süre sonra ise çok ciddi bir hata yaparak 15 Mayıs 1964 tarihli, 476 sayılı yasayla Türkiye de kara suları genişliğini 6 deniz miline çıkarmış; üstelik 20 Mayıs 1982 tarihli 2674 sayılı Karasuları Kanunu ile Adalar Denizi’ndeki 6 deniz mili kara suları genişliğini teyit etmiştir. Türkiye, çifte hata yapmış olmakla beraber, düzeltilemeyecek hatalar değildir (H.Ö.).
11. Yunan akademisyenler, Türk-Yunan sorunlarının 1970’lerde başladığını iddia etmektedirler (Grigoriadis, 2021Grigoriadis (2021). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
12. 2020’de Türk operatörlerin kullandığı SIHA’lar (Silahlı Insansız Hava Aracı) olan Bayraktar TB2 ile Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşı (BAE’li) operatörlerin kullandığı Çin üretimi Wing Loong II dronları arasında dünyanın ilk büyük ölçekli insansız hava aracı savaşı, Türk SIHA’larının zaferiyle sonuçlanmıştır. Bakınız: Linda Kay, “Libyan War Claimed 25 Large Military Drones in 2020,” 2 July 2020, (Defense World, 2022Defense World (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
13. AB’nin kullandığı literatür dilinde, Rusya’dan “düşman”, Türkiye’den de “düşman ortak” şeklinde bahsetmek, oldukça yaygınlaşmıştır (Tanchum, 2022Tanchum (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
14. Yunanistan’ın Girit ve Rodos üzerinden ekonomik alan kapma hırsı, Sevilla Üniversitesi profesörlerinden Juan Luis Suarez de Vivero ile Juan Carlos Mateos’a ücreti karşılığı sipariş ettiği bir harita ile çılgınlık seviyesine ulaşmıştır. Bu harita üzerinden, kendi ana karasından 330 deniz mili (580 kilometre) uzakta, ama Kaş kıyılarına sadece 1,25 deniz mili (2 kilometre) uzaklıkta olan ve üzerinde sadece 500 Yunan’ın yaşadığı Meis Adası’nı kaldıraç olarak kullanmaya çalışan Yunanistan’ın Türk “Mavi Vatan”ından 40 bin kilometre karelik bir deniz alanını çalmaya kalkışması, gerginliğin dozunu zirveye taşıyan diğer bir konu olmuştur.
15. Son günlerde terim olarak çok duyduğumuz “proxy” devlete dönüştürülmek de denebilir.
16. 6,9 milyar dolarlık MMSC gemi inşa projesi ile 2,5 milyar dolarlık Hydra sınıfı gemi modernizasyonu projesi, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 10 Aralık 2021’de paket hâlinde ABD Kongresi’ne sunulmuştur (Azman, 2021Azman (2021). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
17. Basında tüm Yunan Donanması’nın katılacağının ifade edilmesine rağmen, Yunanistan’dan 1 fırkateyn, 2 LST (tank çıkarma gemisi), 1 denizaltı, az sayıda uçak/helikopter ile Fransa’dan FS Tonerre helikopterli amfibi gemisinin katıldığı ARGO-22 tatbikatının 6 günü karada, yalnızca 1 günü denizde geçmiştir (News Beezer, 2022News Beezer (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.).
18. Çok ilginç olmakla birlikte Fransa, GKRY’ne de Türkiye ile sorunlarını çözme ve NATO’ya alma havucunu uzatmaktadır (Segantini, 2022Segantini (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.) AB bünyesinde fikir üreten akademisyenler arasında, Türkiye’nin eskisi gibi dikkatini AB üyeliğine vermekten vazgeçtiği için Akdeniz’de bağımsız ve sorunlu politikalar sergilediği; askerî limitlerini aşırı zorladığı için girdiği çıkmazdan kurtulmaya çalıştığı şekilde değerlendirmeler yapılmaktadır (Uzgel).
19. Örneğin; Asya Denizleri Ortak Savunma Teşkilatı gibi bir isim altında düşünülebilir. Kaynakça ABD’nin Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımları yürürlüğe girdi.
(2021). BBC News: https://www.bbc.com/ turkce/haberler-dunya-56644932 Athens News Agency. (2022). Greece, France Successfully Complete Joint Military Exercise “Argo 22”.
TNH: https://www.thenationalherald.com/greece-france-succes sfully-complete-joint-military-exercise-argo-22/ Aydınlık. (2021). Türkiye, Yunanistan ile moratoryu mu iptal etmeli. Hayatın Içinden: https://www.ay dinlik.com.tr/haber/Türkiye-yunanistan-ile-moratoryumu-ip tal-etmeli-258384 Aydınlık. (2022). Em. Deniz Kurmay Albay Halil Özsaraç: Deniz ticaretine devlet el atmalı. Gündem: https:// www.aydinlik.com.tr/haber/em-deniz-albay-halil-ozsarac la-turk-denizciligini-ve-ticaretteki-yerini-enine-boyuna-konus tuk-deniz-tasimaciliginda-tarihi-firsat-kaciyor-330143 Azman, K. (2021). ABD’den Yunanistan’a 9,4 milyar dolarlık savaş gemisi satış ve modernizasyon paketine onay. Ret rieved from Haberler: https://www.defenceturk.net/abdden-yu nanistana-94-milyar-dolarlik-savas-gemisi-satis-ve-moderni zasyon-paketine-onay Büyüktuğrul, A. (1982). Osmanlı Deniz Harp Tarihi ve Cumhuriyet Donanması. Istanbul: Deniz Basımevi. Comparison of Greece and Turkey Military Strengths (2022Comparison of Greece and Turkey Military Strengths (2022). Kaynak metnin kaynakça bölümünde bu atıf için ayrı bir tam künye verilmemiştir.). Global Firepower: https://www.globalfirepower.com/countries-compari son-detail.php?country1=greece&country2=turkey Comparison of Greece and Turkey Military Strengths. (2022). Global Firepower: https://www.globalfire power.com/countries-comparison-detail.php?country1=gree ce&country2=turkey Defense World. (2022). Libyan War Claimed 25 Large Military Dro nes in 2020. Retrieved October 12, 2022, from https://www.defen seworld.net/2020/07/02/libyan-war-claimed-25-large-militar y-drones-in-2020.html Export Values. (2022). Stockholm International Peace Research Institute: https://armstrade.sipri.org/armstrade/ html/export_values.php Global Firepower. (2022). 2022 Military Strength Ran king. GFP: https://www.globalfirepower.com/ countries-listing.php Grigoriadis, I. N. (2021). The Eastern Mediterranean as an Emerging Crisis Zone: Greece and Cyprus in a Volatile Regional Environ ment. Konrad Adenauer Stiftung. IEA. (2022). Russian supplies to global energy markets.
Reports: https://www.iea.org/reports/russi an-supplies-to-global-energy-markets Jabbour, J. (2021). France vs. Turkey in the EastMed A Geopolitical Rivalry between a ‘Keeper’ of the Old Order and a Challenging Emergent Power. Briefings De L’ifri, 1. M5 Dergi. (2022). F-16 Block 70 tedariğinde Lockheed Martin ile OFFSET anlaşması imzalanacak. Öne Çıkan: https://m5dergi.com/savunma-haberleri/f-16-blo ck-70-tedariginde-lockheed-martin-ile-offset-anlasmasi-imzala nacak/ MarineTraffic. (2022). Density Maps. https://www.marinetraffic.
com/blog/singapore-top-shipping-centre-for-eighth-year-run ning/ sitesinden alındı. Milli Muharip Uçak’ın Motoru Türkiye’de. (2022). Retrieved from SavunmaSanayiST: https://www.savunmasanayist.com/mil li-muharip-ucakin-motoru-Türkiyede/ MMU’nun Özgün Motoru’nda Süreç Belirginleşiyor. (2022). Savun maSanayiST: https://www.savunmasanayist.com/mmunun-oz gun-motorunda-surec-belirginlesiyor/ News Beezer. (2022). Exercise “Argo 22”: Greek and French Marines land – Impressive videos from Newsbomb.gr – Newsbomb – News. Politics: https://newsbe ezer.com/greeceeng/exercise-argo-22-greek-and-french-mari nes-land-impressive-videos-from-newsbomb-gr-newsbom b-news/ Örenç, A. F. (2020). Balkanlarda Ilk Dram, Unuttuğumuz Mora Türk leri ve Eyaletten Bağımsızlığa Yunanistan. Istanbul: Babıali Kültür Yayıncılığı. Özsaraç, H. (2020). Donanmanın Tarihsel Serüveni. Istanbul: Doruk Yayınları. Özsaraç, H. (2022). Doğu Akdeniz’de Savaş Senaryoları.
Teori Dergisi Doğu Akdeniz’de Savaş Senaryoları Çalıştayı. Ret rieved from https://www.youtube.com/watch?v=_6lNqDJfHOQ Özsaraç, H., & Özyiğit, E. (2022). Osmanlı’nın Kalbi, Tersane-i Ami re/Tersane. Istanbul: Wizart Edutainment. Paikin, Z., & Rose, C. (2021). Turkey and the Eastern Mediter ranean Geopolitical Europe’s pathway to strategic autonomy?
CEPS Policy Insights, 2-3. Papantoniou, S. (2021). Pontic Greek genocide remembe red. kathimerini: https://www.ekathimerini.com/ news/1161412/pontic-greek-genocide-remembered/ Ruffie, N., Gros, P., & Tourret, V. (2018). Strategies de securi te en Mediterranee. Fondation pour la rechreche strategique. Savunma Sanayi ST. (2022). https://www.savunmasanayist.com/mil li-muharip-ucakin-prototipi-ilk-kez-goruntulendi/ adresinden alındı SavunmaSanayiST. (2022). ABD Senatosu Türkiye’ye F-16 Blok 70 Satışını Kısıtlayan Eklemeleri Çıkarttı. Retrieved from Haberler: https://www.savunmasanayist.com/abd-senato su-Türkiyeye-f-16-blok-70-satisini-kisitlayan-eklemeleri-cikartti/ Segantini, L. (2022). Engaging Turkey In The Eastern Mediter ranean During A Time of Crisis. MESinsights, 13(3), 1-4. Tanchum, M. (2022). What are the main risks that the conflicts in the Eastern Mediterranean pose for the EU and wider Europe. Tarakçı, N. (2014). Mesele Mısır ve Suriye Değil: Doğu Akdeniz.
http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/5077/mesele_misir_ve_suri ye_degil_dogu_akdeniz_ adresinden alındı Tezel, H. (1973). Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi. Istanbul: Deniz Basımevi. Tziarras, Z. (2019). The New Geopolitics of the Eastern Mediterra nean: Trilateral Partnerships and Regional Security. Re-Imaging The Eastern Mediterranean Series: PCC Report 3/2019, 11-30. Retrie ved from Re-Imaging the Eastern Mediterranean Series: PCC. Uzgel, I. (n.d.). Peace and Security, Turkey And The Mediterranean Imbroglio, The story of An Aspiring Regional Power. (F. E. Stif tung, Ed.). Yıldız, E. (2020). The Conflict Between Greece and Tur key In The Mediterranean Seas (International Maritime Law Study). Jurnal Hukum Unissula, 36(2), 126-138. Yunanistan 20 adet F-35 uçağı satın almak için talep mektubu gön derdi. (2022). Euronews: https://tr.euro news.com/2022/06/30/yunanistan-20-adet-f-35-ucagi-satin-al mak-icin-talep-mektubu-gonderdi