Günümüzde dünya siyasetinin çok kutuplulaşmasına koşut Pax Americana sisteminin gerilemeye yüz tutmasıyla denizlerde barış algısının zayıfladığı ve küresel deniz hâkimiyetinin yeniden tartışmaya açıldığı gözlemlenmektedir. Bununla birlikte, ABD liderliği altında küresel işbirliği kanallarının tıkanmasını Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) ile yanıtlayan Çin, bu tartışmanın baş aktörleri arasında yerini almıştır. Böyle bir ortamda, deniz jeopolitiğinin KYG bağlamında derinlikli bir okumasını yapma ihtiyacı güçlü bir şekilde hissedilmektedir. Bu makale, yukarıda tasvir edilen ihtiyaca cevaben, Güney Çin Denizi ve Doğu Akdeniz’de son yıllarda alevlenen çatışmaların karşılaştırmalı bir incelemesini sunmayı amaçlamaktadır. Neo-Mahancı deniz jeopolitiği düşüncesinden hareket eden mevcut makale şu sorular etrafında şekillenmiştir: Güney Çin Denizi ve Doğu Akdeniz’in jeopolitiği dünya siyasetinin çok kutuplulaşması altında ne tür bir değişime uğramaktadır? Hangi ortak dinamikler bu değişime yön vermektedir? Deniz jeopolitiği açısından, bu iki bölgede yaşanan dönüşümler birbirini nasıl koşullandırmaktadır? Türkiye ve Çin’in jeostratejileri bu durumdan nasıl etkilenmektedir? 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu, KYG’nin deniz ulaşımını sağlar ve Güney Çin Denizi bu yolun ilk ayağıdır. KYG'yi denizden Avrupa'ya bağlayan Doğu Akdeniz ise aynı yolun son ayağını teşkil etmektedir. Dolayısıyla her iki denizin güvenliği, KYG'nin deniz ayağının sahip olduğu potansiyelin gerçekleştirilmesinin baş koşuludur. Aynı zamanda hem Çin hem de Türkiye, kendi deniz alanlarında ABD müdahaleciliği ile boğuşmaktadır. Bu koşullar altında, Çin ve Türkiye’nin deniz güvenliği alanında benzer jeostratejik anlayışlar geliştirdiği dikkatlerden kaçmamaktadır. Türkiye’nin Mavi Vatan Doktrini, Çin’in Milli Mavi Toprak Doktrini’ni tamamlar görünmektedir. Her iki ülkenin de bu durumun bilincine bir an önce varıp işbirliğini geliştirmesi KYG’nin geleceği açısından elzemdir.
Anahtar kelimeler
Deniz HâkimiyetiJeopolitikJeostratejiGüney Çin DeniziDoğu Akdeniz
Çin ise ABD liderliği altında küresel işbirliği kanallarının tıkanmasını Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) ile yanıtlamıştır. KYG, Batı’da sıklıkla Çin’e ait bir altyapı yatırımı projesi olarak yansıtılmaktadır, ancak özünde Çin’in ön ayak olduğu ve bütün katılımcı ülkelerin kolektif liderliğine dayanacak bir projedir. Farklılıkları gözeten ve ulusal egemenlik anlayışına saygılı değerler etrafında şekillenen “paylaşarak gelişme” konsepti, KYG’nin düşünsel arka planının ana sütunlarından birini teşkil eder. 152’den fazla ülkeyi içeren KYG, tarihin en büyük ve en kapsamlı kalkınma ve ticaret işbirliği girişimi statüsüne ulaşmıştır. Böyle bir ortamda, deniz jeopolitiğinin KYG bağlamında karşılaştırmalı bir okumasını yapma ihtiyacı doğmaktadır.
Şekil 1. Kuşak ve Yol Girişimi'ni haritalandırmak: Burası olduğumuz yer, (Mercator Institute for China Studies- MERICS, 2018). https://merics.org/en/analysis/mapping-belt-and-road-initiative-where-we-stand
İkinci olarak deniz gücü, fiziki veya coğrafi konumun coğrafi uygunluk ile birleşmesini gerektirir. Bu anlamda, bir ülkenin sahip olduğu geniş doğal kaynaklar ve ılıman iklim potansiyel deniz gücünü pekiştirmektedir. Ekonomik merkezlere yakınlığın veya kolay bağlanabilirliğin yanı sıra uygun körfezlere ve korunaklı doğal limanlara, uzun deniz kıyılarına ve nehirlere sahip olmak gibi etkenlere bağlı bir fiziki uygunluk da söz konusudur. Tabii coğrafi konum ve uygunluğa ek olarak, verili bir ülkeye savunma gücü, doğal kaynak zenginliği ve ekonomik dinamizm potansiyeli kazandırabilen toprak ve nüfus genişliği de göz önünde bulundurulmalıdır (Mahan, 1999Mahan, A. T. (1999). The influence of sea power upon history, 1660-1783. D. Jablonsky (Ed.), Roots of strategy vol. 4 içinde (ss. 43-148). Mechanicsburg: Stackpole Books.).
Doğu Akdeniz’den Güney Çin Denizi’ne Coğrafi Konum ve Uygunluk
Mahan’ın sunduğu deniz gücü olmanın altı koşulunu günümüz şartlarına uyarlayarak Çin ve Türkiye’nin deniz gücü potansiyelini değerlendirmek mümkündür. Coğrafi konum ve uygunluk bakımından her iki ülke de açık denizlere çıkış olanağına sahiptir. Örneğin Türkiye, 1,577 km’lik kıyı uzunluğu ile Akdeniz’de en uzun kıyaya sahip ülke konumundadır. Burada yer alan Mersin ve İskenderun Limanları, Türkiye’nin ekonomik merkezleri etrafında yer almakla birlikte hem ticaret hem de enerji trafiğinde önemli bir rol üstlenir. Ancak Doğu Akdeniz’in jeopolitiğini kavramadan bu limanların asıl önemi tam olarak anlaşılamaz. Öncelikle Akdeniz, dünya deniz ulaşımı ve ticaretinde Asya, Afrika ve Avrupa’yı birleştiren ve Atlantik ile Hint Okyanuslarını Avrupa ve Asya’nın iç kısımlarına bağlayan son derece stratejik bir kesişme noktasıdır. İkinci olarak Akdeniz, Uzak Doğu’yu Avrupa ve Atlantik’e bağlayan en kısa yolu sağlar. Bu çerçevede Akdeniz’in denetimi, hem enerji hem de göçmen trafiğinin kontrolü açısından önem arz etmektedir (TESSAM, 2008TESSAM. (2008). Kıbrıs’ın jeostratejik ve jeopolitik ö nemi. İstanbul: TESSAM Kültür Yayınları.; Çomak & Şeker, 2019Çomak, H. & Şeker, B. Ş. (2019). Akdeniz jeopolitiği (cilt 1). Ankara: Nobel Yayınları.). Avrupa’nın ithal ettiği toplam enerjinin neredeyse %70’i Akdeniz üzerinden taşınır. Daha özelde Doğu Akdeniz ise hem göç yollarının denetimi hem de Süveyş Kanalı’na yakınlığı nedeniyle bütün deniz trafiğinin denetimi açısından önemli bir bölge teşkil eder. Doğu Akdeniz’de yer alan Kıbrıs Adası, ticari trafik ile birlikte Hazar Havzası, Basra Körfezi ve Süveyş Kanalı’ndan gelen enerji trafiğinin kontrolünün yanı sıra bölgede yürütülecek askeri harekatlar için doğal bir üs konumundadır. Bu nedenle, Güney Kıbrıs’ın dünyada yüzölçümüne kıyasla kendi toprakları içerisinde en fazla asker ve nüfusa oranla en fazla casus bulunduran ülke olması şaşırtıcı değildir. Güney Kıbrıs; Çin, Rusya ve İran gibi ülkeleri çevrelemeyi hedefleyen ABD ve İngiltere’nin Ortadoğu operasyonlarında sıklıkla kullandığı bir askeri üstür (TESSAM, 2008TESSAM. (2008). Kıbrıs’ın jeostratejik ve jeopolitik ö nemi. İstanbul: TESSAM Kültür Yayınları.; Çomak & Şeker, 2019Çomak, H. & Şeker, B. Ş. (2019). Akdeniz jeopolitiği (cilt 1). Ankara: Nobel Yayınları.). Noble Dina, Nemesis ve Eunomia gibi İsrail, ABD, Fransa, Yunanistan ve Kıbrıs Rum hükümetlerinin düzenlediği ortak askeri tatbikatlar, hem doğrudan Türkiye’yi hedeflemektedir hem de dolaylı olarak Çin, Rusya ve İran’ı çevrelemeye imkân sağlamaktadır. Özellikle ABD, en üst mercilerden Yunanistan’ın Türkiye’yi karşısına alan Akdeniz “enerji politikasını desteklediğini” ve Türkiye’nin hak taleplerini “tek taraflı güç gösterileri” olarak değerlendirdiğini açık etmiştir (Berberakis, 2020Berberakis, S. (2020). ABD Dışişleri Bakanı Pompeo: Yunanistan’la ilişkilerimiz en üst düzeyde. adresinden alındı.). Bunlara ek olarak, ABD’nin bölgeye müdahalesi “2019 Yılı Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı” başlıklı kanun önerisinin onanmasıyla yeni bir boyut kazanacaktır. ABD ile İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs hükümetleri arasında işbirliğini ilerletmeyi amaçlayan bu kanun önerisi, Güney Kıbrıs Hükûmeti’ne silah satışı yasağının kaldırılmasını, taraflara askeri yardım sağlanmasını ve Rusya ile işbirliğini devam ettirmesi durumunda Türkiye’nin ABD ile askeri işbirliğinin sınırlandırılmasını öngörmektedir (Litsas, 2020Litsas, S. N. (2020). US foreign policy in the Eastern Mediterranean: Power politics and ı deology under the sun. New York: Springer.).
Şüphesiz, sıkılaştırılması planlanan bu işbirliğinden uzun vadede en fazla zarar görecek olan, 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu’nun yaşamsal öneme sahip Doğu Akdeniz ayağıdır.
Şekil 2. Türk sismik araştırma gemisi Oruç Reis, Akdeniz’in röntgenini çekecek (TC Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2020)
Dolayısıyla, stratejik bir kontrol noktası olarak Kıbrıs’ın Akdeniz’deki konumu düşünüldüğünde; Çin, Rusya ve İran’ın Doğu Akdeniz’e erişiminin sınırlandırılması ve kesilmesinde Güney Kıbrıs’a hâkim Batılı askeri unsurlar büyük rol oynayacaktır. Benzer doğrultuda Çin, Rusya ve İran’ın Doğu Akdeniz’e erişimi ise bölgede daha güçlenen bir Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin destekleriyle artacaktır. Ancak bugün Avrupa Birliği ve Yunanistan’ın girişimiyle hazırlanmış bulunan “Seville Haritası”, Akdeniz’in en uzun sahil şeridine sahip ülkesi Türkiye’yi, hâkkaniyete aykırı bir biçimde tek taraflı olarak Antalya çevresindeki küçük bir bölgeye hapsetmeyi planlanmaktadır. Nihayetinde, bu durum salt Tür kiye’yi ilgilendirmemekte aynı zamanda, KYG açısından da önem arz etmektedir. Doğu Akdeniz’de Türkiye ile birlikte istikrar sağlanmaksızın KYG’nin deniz ayağını oluşturan 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu’nun hedeflerini gerçekleştirmesinin imkânı yoktur. Dahası, Çin her ne kadar Yunanistan ve İsrail gibi ülkelere yatırımlarda bulunmuş olsa da (Litsas, 2020Litsas, S. N. (2020). US foreign policy in the Eastern Mediterranean: Power politics and ı deology under the sun. New York: Springer.), T ürkiye’nin tersine bu ülkelerin uzun vadede Çin lehine Batı ittifakını terk etmesi olasılık dahilinde değildir.
Ne var ki, Mahancı bir bakış açısıyla bu türde bir tamamlayıcılığın somut bir ifade kazanması ancak ve ancak denizciliğe meyilli bir kültür ve siyaset altyapısının kurulabilmesinde yatmaktadır. Bu konuda Çin’in üstünlüğü su götürmez niteliktedir. Antik çağlardan bugüne Çin, deniz aşırı ticari yetenekleri ile tanınmaktadır. Han Hanedanlığı döneminden beri Çin, çeşitli dönemlerde güçlü hükümdarların yönetimiyle etkili deniz siyasetleri izleyebilmiştir (Kane, 2002Kane, T. (2002). Chinese grand strategy and maritime power. London: Psychology Press. kapitalizmi korku güdümlü bir dünya düzenini nasıl üretir? Belt & Road Initiative Quarterly, 1(3), 47-60.). Günümüzde Güney Çin Denizi özelinde bakıldığında ise, Çin’in deniz gücünü ilerletme yönünde yoğunlaşan çabalarının yönetimsel etkenlerden ibaret olmadığı anlaşılacaktır. Dış etkenler de bir o kadar baskındır. Bu dış etkenlerden en önemlisi ise ABD’nin bölgeye müdahalelerinin Çin’in kendi deniz gücünü artırma çabalarını gözle görülür bir şekilde yoğunlaştırmasında yatar. 2009 yılında Barack Obama’nın başkanlık koltuğuna oturmasıyla ABD’nin dış müdahale gündemi, “Asya Mihveri” stratejisi adı altında Ortadoğu’dan Asya ve Güney Çin Denizi’ne kaydırılmıştır. Çin’i çevrelemeye yönelik olarak bölgeye askeri yığınak yapmanın yanı sıra ABD, Pasifik Ötesi Ortaklık Anlaşması (Trans-Pacific Partnership- TPP) girişimiyle Çin’i bölgeden uzaklaştırmayı amaçlayan bir serbest ticaret anlaşmasının başını çekmiştir. Çin ile birlikte Filipinler, Vietnam, Endonezya ve Brunei’nin müdahil olduğu Güney Çin Denizi anlaşmazlığı; 2009 yılından itibaren, ABD’nin gerileyen küresel hegemonyasını Asya-Pasifik üzerinden yeniden canlandırmayı arzulayan Obama’nın saldırgan siyasetleri ile yeni bir ivme kazanmıştır. Kendini ABD’nin ilk “Pasifik Başkanı” olarak ilan eden Obama, Çin’e karşı bir ittifak geliştirmek için Doğu Asya gezilerini yoğunlaştırmıştır. 2010 yılının Temmuz ayında Bölgesel ASEAN Forumu’nda konuşan dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Güney Çin Denizi’nin istikrarının ABD çıkarlarını ilgilendirdiğini belirtmekten geri durmamıştır. ABD’nin çıkarları doğrultusunda bölgeye müdahil olacağı, bu dönem boyunca ilan edilen birçok resmî belgede dile getirilmiştir (Litsas, 2020Litsas, S. N. (2020). US foreign policy in the Eastern Mediterranean: Power politics and ı deology under the sun. New York: Springer.; Wu, 2013Wu, S. (2013). Solving disputes for regional cooperation and development in the South China Sea: A Chinese perspective. Oxford: Chandos Publishing.; Fels & Vu, 2016Fels, E. & Vu, T. H. (Eds.). (2016). Power politics in Asia’s contested waters: territorial disputes in the South China Sea. New York: Springer.; Turcsányi, 2018Turcsányi, R.Q. (2018). Chinese assertiveness in the South China Sea: Power sources, domestic politics, and reactive foreign policy. New York: Springer.). Buna karşılık Çin ise donanmasını güçlendirme çabalarını hızlandırmakla birlikte 2013 yılından itibaren Güney Çin Denizi’nde kendini korumaya yönelik birçok yapay ada inşasına girişmiştir. Yine aynı yıl, tam olarak gerçekleşmesi deniz güvenliğinin sağlanmasına bağlı olan KYG’yi ilan ederek ABD’nin ekonomik çevreleme girişimine barışçıl bir yanıt ve rmiştir. Bir başka deyişle Çin, ABD’nin artan saldırganlığına cevaben bir savunma hamlesiyle deniz güvenliğini sağlayarak barışçıl ekonomik işbirliğini ilerletmeyi hedeflemektedir.
Şekil 3. Mavi Vatan Haritası. Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı tarafından çizilen harita kendisinin izniyle paylaşılmıştır.Şekil 4. Dokuz Çizgili Harita (Harita: BRIQ)
Emekli Amiral Cem Gürdeniz’in de belirttiği üzere, Türkiye açısından, tarihten güçlü bir denizcilik kültürü mirası devralmış Çin’in tersi bir durum söz konusudur: “Gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse Türkiye Cumhuriyeti, iç ve dış dinamiklerin işbirliği ve eşgüdümü ile deniz uygarlığından daima uzak tutulmuştur. [Türkiye’nin] Gerek denizcilik gücü, gerekse deniz gücü geliştirmesi değişik şekiller ile daima engellenmiştir (Gürdeniz, 2020, par. 2Gürdeniz, C. (2020). Mavi vatan Türk deniz jeopolitiği. adresinden alındı.).” Dünya sıralamasına göre Türk Deniz Ticaret Filosu’nun 2000 yılında 18. sıradan finansman sorunlarına bağlı olarak 2012 yılında 22. sıraya gerilemesi bu bağlamda önemli bir ayrıntıdır (Kanat, 2016Kanat, M.H. (Ed.). (2016). Türkiye coğrafyası ve jeopolitiği. Ankara: Nobel.). Türkiye’nin Mavi Vatan Doktrini, bu gidişatı tersine çevirmeye yönelik ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin akarsu ve göllerinin yanı sıra karasuları, kıta sahanlıkları ve münhasır ekonomik bölgeleri dahil olmak üzere bütün deniz yetki alanları Mavi Vatan’a dahil edilmiştir.
Çin’in ön ayak olmasıyla başlatılan KYG, ABD merkezli küresel yönetişim aygıtlarının krize saplanmasıyla ve dünyada hem ekonomik hem askeri kargaşa ortamının derinleşmesiyle dünya barışı, refahı ve istikrarının önemli bir teminatı olarak öne çıkmaktadır. Ancak KYG’nin gerçek potansiyeline erişmesi, denizlerin güvenliği sağlanmaksızın imkânsız görünmektedir. Bu güvenliğin sağlanmasında Çin ve Türkiye, en önemli oyuncular arasındadır ve dünya siyasetinin çok kutuplulaştığı koşullar altında bu iki ülke arasındaki nesnel bağlar sağlamlaşmaktadır. Mevcut makalede, söz konusu bağlar, bugünün deniz jeopolitiği düşüncesinin temelini teşkil eden neo-Mahancı bir düzlemde incelenmiştir.
KYG’nin başarıyla gerçekleşmesi için bu girişimin deniz ayağının başlangıcını teşkil eden Güney Çin Denizi’nde ve son ayağını teşkil eden Doğu Akdeniz’de güvenliğin sağlanmasının gerektiği anlaşılmaktadır. Her iki ülke, yer aldıkları deniz bölgesinde en önemli oyunculardır ve bu nedenle bunların kendi bölgelerinde deniz hâkimiyetlerini artırırken birbirlerini desteklemeleri uygun olacaktır. Özellikle Doğu Akdeniz’de en geniş sahillere sahip olan Türkiye, toprak genişliğinin yanı sıra demografik ve ekonomik dinamizmiyle de KYG’nin deniz ayağında kilit bir rol üstlenecektir. Aynı zamanda hem Çin hem de Türkiye, kendi deniz alanlarında ABD müdahaleciliği ile boğuşmaktadır. Doğu Akdeniz’de bu müdahalecilik denklemine İsrail, Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi Batıcı ülke ve hükümetlerin bulunduğu ve son kertede Çin’i tehdit eden bir ittifak eklenmiştir. Bu koşullar altında, Çin ve Türkiye’nin deniz güvenliği alanında benzer jeostratejik anlayışlar geliştirdiği dikkatlerden kaçmamaktadır. Türkiye’nin Mavi Vatan Doktrini, Çin’in Milli Mavi Toprak Doktrini’ni tamamlar görünmektedir. Her iki ülkenin de bu durumun bilincine bir an önce varıp işbirliğini geliştirmesi KYG’nin geleceği açısından elzemdir.
Görsel ve tablolar4
Şekiller
Şekil 1Kuşak ve Yol Girişimi'ni haritalandırmak: Burası olduğumuz yer, (Mercator Institute for China Studies- MERICS, 2018). https://merics.org/en/analysis/mapping-belt-and-road-initiative-where-we-stand
Bateman, S. & Emmers, R. (Eds.). (2008). Security and international politics in the South China Sea: Towards a co-operative management regime. New York: Routledge.
Behrendt, P. (2019). South China Sea: A multifaceted conflict. K. Żakowski & B. Kowalski (Ed.), Power shifts in East Asia and their ı mplications for Asia– Europe relations içinde (ss.39-50). Łódź: Wydawnictwo Uniwersytetu Łódzkiego.
Corbett, J. (1999). Some principles of maritime strategy. D. Jablonsky (Ed.), Roots of strategy Vol. 4 içinde (pp. 149-262). Mechanicsburg: Stackpole Books.
Çomak, H. & Şeker, B. Ş. (2019). Akdeniz jeopolitiği (cilt 1). Ankara: Nobel Yayınları.
Fels, E. & Vu, T. H. (Eds.). (2016). Power politics in Asia’s contested waters: territorial disputes in the South China Sea. New York: Springer.
Gürcan, E. C. (2019). Political geography of Turkey’s intervention in Syria: Underlying causes and consequences (2011-2016). Journal of Aggression, Conflict and Peace Research, 11(1), 1–10.
Hashmi, S. (2016). China’s approach towards territorial disputes: Lessons and prospects. New Delhi: KW Publishers.
Hattendorf, J.B. & Jordand, R.S. (Eds.). (1989). Maritime strategy and the balance of power: Britain and America in the twentieth century. New York: Palgrave Macmillan.
Huang, J. & Billo, A. (Eds.). (2015). Territorial disputes in the South China Sea: Navigating rough waters. New York: Palgrave Macmillan.
İşeri, E. & Bartan, A.Ç. (2019). Turkey’s geostrategic vision and energy concerns in the Eastern Mediterranean security architecture: A view from Ankara. Z. Tziarras (Ed.), The New geopolitics of the Eastern Mediterranean: Trilateral partnerships and regional security içinde (ss. 111-124). Nicosia: PRIO Cyprus Centre
Kanat, M.H. (Ed.). (2016). Türkiye coğrafyası ve jeopolitiği. Ankara: Nobel.
Kane, T. (2002). Chinese grand strategy and maritime power. London: Psychology Press. kapitalizmi korku güdümlü bir dünya düzenini nasıl üretir? Belt & Road Initiative Quarterly, 1(3), 47-60.
Kraska, J. (2011). Maritime power and the law of the sea: Expeditionary operations in world politics. Oxford: Oxford University Press.
Lanteigne, M. (2016). The South China Sea after ‘Philippines v. China’: Summer of our discontent? Norwegian Institute for International Affairs (NUPI), 25, 1-4.
Le, Q.A., Tran, V.A. & Duc, B.L.N. (2019). The Belt and Road Initiative and its perceived impacts on the textile and garment industry of Vietnam. Journal of Open Innovation: Technology, Market, and Complexity, 5(59), 1-14.
Litsas, S. N. (2020). US foreign policy in the Eastern Mediterranean: Power politics and ı deology under the sun. New York: Springer.
Mahan, A. T. (1999). The influence of sea power upon history, 1660-1783. D. Jablonsky (Ed.), Roots of strategy vol. 4 içinde (ss. 43-148). Mechanicsburg: Stackpole Books.
McMichael, P. (1990). Incorporating comparison within a world-historical perspective: An alternative comparative method. American Sociological Review, 55(3), 385-397.
McMichael, P. (2000). World-systems analysis, globalization, and incorporated comparison. Journal of World-Systems Research, 6(3), 385-397.
Pencea, S. (2018). China-Europe BRI connectivity: What’s wrong, what’s next. Global Economic Observer, 6(2), 190-211.
Reynolds, C. G. (1974). Command of the sea: The history and strategy of maritime empires.New York: Morrow.
Richardson, P. (2015). ‘Blue national soil’and the unwelcome return of ‘classical’geopolitics. Global Change, Peace & Security, 27(2), 229-236.
Stavridis, J.G. (2018). Sea power: The history and geopolitics of the world’s oceans. New York: Penguin Books.
TESSAM. (2008). Kıbrıs’ın jeostratejik ve jeopolitik ö nemi. İstanbul: TESSAM Kültür Yayınları.
Turcsányi, R.Q. (2018). Chinese assertiveness in the South China Sea: Power sources, domestic politics, and reactive foreign policy. New York: Springer.