Atıf

Şahin, A. (2021). Yunan Başbakanı Venizelos ile tarihten bir söyleşi. Kuşak ve Yol Girişimi Dergisi, 2(2), 85-92.

Öz
The Times (Londra, İngiltere) 8 Temmuz 1921 Cuma, sayfa:10, Sayı: 42767.
The Times (Londra, İngiltere) 8 Temmuz 1921 Cuma, sayfa:10, Sayı: 42767.

 

YAKIN DOĞU’DA BARIŞ İŞARETİ

ANKARA’DAN TEKLİF

GENERAL HARRINGTON İLE BİR GÖRÜŞME*

MUSTAFA KEMAL'İN TALEBİNE YANIT olarak General Sir C. Harrington, Mustafa Kemal ile buluşmak ve yapması gereken teklifleri dinleyip rapor etmek için Karadeniz'de bir limana gitmek üzere yetkilendirildi. General Harrington tabii ki kendi başına herhangi bir teklifte bulunmaya veya herhangi bir şekilde müzakere etmeye yetkili değildi, yetkisi sadece Mustafa Kemal Paşa'nın tekliflerini kaydetmeyle sınırlıydı.

General Harrington'a danışman sıfatıyla İngiliz Yüksek Komiser Vekili Bay Rattigan eşlik edecekti.

Bununla birlikte, Mustafa Kemal’in talebi, Ankara Hükümeti'nin daha mantıklı bir yöne döndüğünü ve İtilaf Devletleri ile bir anlaşmaya varmanın önemini anladığını işaret etmekteydi. General Harrigton’un düzenleyeceği görüşme hiçbir şekilde ayrı bir İngiliz görüşmesi olmayacaktı. Fransız ve İtalyan Yüksek Komiserleri benimsenen gidişatı onayladıklarını ifade etmişlerdi ve görüşmenin sonuçlarından derhal haberdar edileceklerdi.

Bir kısmı Rus Ticaret Delegasyonu'na bağlı olan İstanbul’daki provokatörlere ve komploculara karşı General Harrington tarafından başlatılan eylemle ilgili Dışişleri Bakanlığı, bunun hiçbir siyasi önemi olmadığını savunuyordu. Buna bir polis önlemi olarak gerek duyulduğunu ve İstanbul’da bir devrime yol açabilecek komployu hemen durduran General Harrington’un bu hareketinde tamamen haklı bulunduğunu düşünüyordu.

YUNANİSTAN NEDEN SAVAŞIYOR VENIZELOS İLE RÖPORTAJ

Sayın Harold Spender'dan, yakın zamanda M. Venizelos ile yaptığı görüşmenin aşağıdaki notlarını aldık:

Spender.— Sizce Yunanistan'ın İngiliz dostları, bugünkü kritik konumdaki Yunanistan davası için ne yapmalı? Arkadaşlarınızın tavrı Konstantin'in iktidarda olmasından dolayı etkileniyor mu?

Venizelos.— Yunanistan, Konstantin'den de benden de daha büyüktür.

S. — Kabul edilmekle beraber sizce İngiltere'de kendi ülkelerine karşı görevleriyle tutarlı bir şekilde nasıl hareket ederlerse en iyisi olur?

V.— İngiltere’ye doğruyu söyleyerek. Görüyorum ki Yunanistan'a başından beri İtilaf Devletleri’nin parasıyla yardım edildiği belirtiliyor. Yunanistan; İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından kendisine 30,000,000 £ ortak kredi verildiği 1918'den beri müttefiklerinden hiç para almadı. O zamandan beri, yalnızca Büyük Savaş'tan kalan bazı savaş malzemelerinin değeri ile anılıyor. O zamandan beri hiçbir mali yardım almamıştır. Mayıs 1919'da Barış Konferansı Yüksek Konseyi, Yunanlılardan İzmir’e gitmelerini istedi. Ancak oradayken, Yunan ordusu sabit hatlara hapsedildi ve saldıran Türkleri sabit hattın üç kilometreden (iki milin altında) ötesine takip etmesine izin verilmedi. Bu, Yunanlılar için çok zor bir durum yarattı, çünkü düşman bizim gözümüzün önünde örgütlenebilir ve kendi saldırı noktasını ve zamanını keyfince seçebilirdi. Bu durum, Kemalistlerin Müttefiklere karşı çıkıp onlara hem İstanbul bölgesinde hem de Kilikya'da saldırdığı Haziran 1920'ye kadar sürdü. Kemalist güçlerin İstanbul Boğazı'nın Asya yakasına ulaştığını ve aslında Boğaz'daki Müttefik savaş gemilerine ateş açtıklarını hatırlarsınız. Daha güneydoğuda Çanakkale Boğazı'na ulaştılar ve Boğazların serbestliğini tehlikeye attılar. O kritik anda Lympne'de bulunan Yüksek Konsey, Müttefikliğin gereği olarak Yunanlılardan Türklere karşı bir saldırı düzenlemelerini istedi. Buna ek olarak, İstanbul'daki herhangi bir başka teşebbüse karşı Kemal'i kontrol altında tutmak amacıyla İzmit'te çalışan İngiliz generalin emrine bir Yunan tümeni yerleştirildi.

Yunanlılar ilerlediler ve İngilizlerle birlikte askeri operasyonlar gerçekleştirerek Marmara Denizi'nde buluştular. O noktaya kadar benim başbakanlığım altında, Yunan orduları aynı şekilde galip geldi ve biz, yapmaya söz verdiğimiz şeyleri yaptık. O zamandan beri Yunanlılar, yıkıcı bir yenilgi almasa da ciddi anlamda Kemal’in kontrolüne maruz kaldılar. Konstantin'in dönüşü ve benim iktidardan düşmemle birlikte Müttefikler tarafsızlıklarını ilan ettiler ve mali yardımlarını geri çektiler. Kredi askıya alındı ve artık mühimmat tedariki de yapılmıyordu. Bu arada Rus Bolşevik Hükümeti, Kemalistlere tedarik sağlıyor. Yunan Hükümeti, tehlikeli olarak “hissedildiği” için İzmit'deki tümeni geri çekmek zorunda kaldı.

Şimdi Kemal’in zaferi ile İstanbul gerçek bir tehlike altındadır ve Boğazların serbestliği tehlikeye girmiştir. Türkler Yunan, İngiliz veya Fransız hiçbir Müttefiki önemsemediklerini gösterdiler. Bir İngiliz mahkumunu astılar. Bolşevikler de onların arkasında. Kemal ve Bolşevikler İstanbul’u ele geçirirlerse, tüm Hıristiyan güçlere meydan okuyacaklardır. Yakında, Müttefikler de çıkarlarının burada olduğunu göreceklerdir.

S. — Konstantin'in cepheye gitmesi hakkında ne düşünüyorsun?

V. — Bu, Yunan askeri personelinin operasyonlarının başarısı konusunda çok iyimser bir görüşe sahip olduğunu gösteriyor.

S.— Eleştirmenler, “yeni bir savaş” a doğru sürüklendiğimizi söylüyorlar.

V. — Yeni savaş mı? Eski savaş hala bitmiş mi? Nedeni ise Türkiye eski savaşı sona erdiren antlaşmayı yırtmaya çalışıyor ve bu antlaşma hiçbir zaman uygulanmadı. Hiçbir anlaşma yapılmadı - sadece ateşkes.

S.— Sorun şu ki İngiltere artık hiçbir şekilde savaşmamaya kararlı. Kamuoyu herhangi bir yeni savaşa karşı olumsuz bakıyor ve aslında bunları karşılayamayız.

V. — Büyük Britanya'nın yeni bir savaş yapmasını veya herhangi bir savaş yapmasını istemiyoruz. Biz sadece bizden işini yapmamızı istedikten sonra bizi terk etmesini istemiyoruz. Düşersek savunucularınızın düşeceğini ve en hayati çıkarlarınızın etkileneceğinizi belirtiyoruz. Kemal İstanbul'a ulaşırsa, denizlerin serbestliğinin ve Akdeniz'deki üstünlüğünüzün tehlikeye girmesi söz konusudur.

S. — Belki de filomuzun İstanbul’da olmasının sebebi de budur.

V. — Muhtemelen. Sorumluluklarınızdan bahsediyorsunuz. Ama bir de Yunanistan'ın sorumluluklarına bakın! Ordumuz 1912’den beri, dokuz yıldır seferberlikte! Yunanlılar, Avrupa'nın işini yürütmek için silahlandırıldı. Avrupa şimdi bizi bu şekilde mi terk etmeli?

*********

TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI’NIN SÜRDÜĞÜ yıllarda Yunanistan Başbakanı Venizelos'un İngiliz gazetesi The Times’ta yayınlanan söyleşisini kısaca değerlendirmek istiyoruz.1 Aslında çok kısa yapılan bir söyleşi dahi dönemin siyasal saflaşmalarını ve gerçeklerini bütün çıplaklığıyla yansıtması bakımından önem taşıyor.

Söyleşinin tarihi, 8 Temmuz 1921. İngiltere’nin, İstanbul’daki İngiliz Kuvvetleri Başkomutanı Sir General Harrington’u Atatürk ile görüşmesi konusunda yetkilendirmesi hakkındaki2  bir haberin unsuru olarak, Yunanistan Başbakanı Venizelos ile Harold Spender’ın yaptığı görüşmeye yer veriliyor. Venizelos, söyleşide savaşın başından beri Yunanistan'ın ABD, İngiltere ve Fransa’dan aldığı maddi destekleri açıklıyor. Ayrıca, Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik saldırısının arkasındaki iradenin, İngiltere ve diğer İttifak Güçleri olduğu, Venizelos’un anlattığı somut olaylarla açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

Söyleşinin yapıldığı siyasal atmosfere bakıldığında durum şöyledir: Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 18 Ocak 1919’da Paris Barış Konferansı mağlup devletlere uygulanacak antlaşmaların içeriğini belirlemek amacıyla toplanmıştı. Buradan Osmanlı Devleti’nin payına ise Türk yurdunu adeta yok etmeyi hedefleyen Sevr Antlaşması düşmüştür. Bu konferans ve daha sonraki gelişmelere bakıldığında Türk topraklarının paylaşılması ile ilgili görüşmelerde baş aktörün Yunanistan olduğu görülmektedir.

Yunanistan Birinci Dünya Savaşı’nda tarafsız kalmasına rağmen İngiltere’nin Yakındoğu’da toprak kazançlarından söz etmesinin ardından 1917 yılında savaşa katılmıştı. İngiltere kendi kontrolündeki bir Yunanistan’ın Doğu’daki sömürge yollarının güvenliğini sağlayacağını düşünüyordu. Bu siyasetin ve Sevr’in ilk adımı olarak 15 Mayıs 1919’da Yunanistan İzmir’i işgal etti. Buradaki çarpıcı nokta ise İtilaf Devletleri’nin, ilk verdikleri notada İzmir’in İtilaf Devletlerince, ikincisinde ise onlar adına Yunanistan tarafından işgal edileceğini bildirmeleriydi. (Ertan, 2011: 84.) Yunanlılar önce İzmir’e asker çıkarmışlar daha sonra ise çeşitli bahanelerle Anadolu’nun içlerine ilerlemeye başlamışlardır. Konferans döneminde Paris'te bulunan Venizelos da kuzeyde Ayvalık, güneyde Aydın'a kadar olan yerlerin Yunan birliklerince işgal edilmesine izin verilmesini istemişti. Müttefik Barış Konseyi, Ayvalık için sesini çıkarmamış, Aydın yerine de Akıncılar'dan (Selçuk'tan) daha güneye geçilmemesini uygun bulmuştu. Böylece destek bulan Yunanlılar İzmir'den ilerlemeye koyulmuşlar ve 26 Mayıs’ta Manisa'yı ele geçirmişler, Barış Konferansı kararına aykırı olduğu halde 27 Mayıs’ta Aydın'ı işgal etmişlerdi. Bunu 29 Mayıs’ta Turgutlu'nun ve Ayvalık'ın işgali izlemişti. (Turan,1998:223).

Batı Anadolu’da başta Reddi İlhak Cemiyeti öncülüğünde başlayan Kuvayı Milliye Hareketi direnişleri ve sonrasında ise düzenli orduya geçişle birlikte çok kritik değerde olan 1. ve 2. İnönü zaferleriyle önemli başarılar elde edilmiştir. Yunanlıların adeta bütün kuvvetleriyle saldırıları sonucu Türk kuvvetlerinde geri çekilişler yaşanmış fakat nihayet Sakarya Savaşı ve Büyük Taarruz’la Yunan işgali sonlandırılmıştır.

Elefteria Venizelos, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı döneminde Yunanistan başbakanıdır ve Yunanistan’ın Megali İdea fikrinin mimarlarındandır. Bu hedefe yönelik olarak, Türkiye’ye karşı özellikle İngiltere öncülüğündeki Batı devletlerinin planlarında aktif rol almıştır. Venizelos, Yunanistan siyasetini yöneten herhangi bir lider değildir. 1910’dan itibaren Yunanistan’ın askeri yönetim başkanlığıyla birlikte Balkanlarda Osmanlı Devleti’ne karşı oluşan Rum, Sırp, Bulgar ittifakı siyasetinin yürütücülerinden biridir. Bu ittifakın en önemli sonuç alıcı başarılarından biri ise Girit’in Yunanistan’a katılması olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sürecinde Kral Konstantin’in tahtı bırakması sonucu İngilizlerin de desteğiyle iktidara gelmiş ve Türkiye’ye karşı İngiltere öncülüğündeki saldırgan politikaların uygulayıcısı olmuştur.

Ezeli Bir “Vekil” Devlet Olarak Yunanistan   

“Vekalet savaşı” kavramı özellikle 21. yüzyılda Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslarda yaşanan siyasal gelişmeler ve savaşlar sonucu siyasal literatürümüze girdi. Özellikle ABD-İsrail ittifakının bir sonucu olarak çeşitli şeriatçı selefi örgütlerin coğrafyamızdaki, başta Suriye, Irak ve İran’ı hedef aldıkları ve çeşitli sonuçlara ulaştıklarını görüyoruz. Fakat aslında bir bakıma tarihte de gerek vekaleten gerekse kendi “öz” çıkar ve hedeflerinin örtüşmesinin bir sonucu olarak bazı devletlerin de “vekil” işlevi gördüğüne tanık olunmaktadır. Yunanistan Türkiye’nin siyasal tarihi özelinde doğrudan bir emperyalist devletin kontrolünde savaştığı en tipik ülke örneğidir. Bu söyleşide de vurgulandığı üzere Venizelos, savaşın Türklerden yana galebe çaldığı dönem itibariyle arzu ettikleri ölçüde destek alamamaktan şikayetçidir.

Özellikle bazı Cumhuriyet karşıtı kesimler tarafından Kurtuluş Savaşı’nın bir “Türk-Yunan savaşı ya da azınlıklara karşı verilen bir savaş” olduğu tezi dönem dönem dillendirilmektedir. Başbakan Venizelos ile yapılan bu söyleşi ve sayısız başka nesnel kaynak, bu tezin ne ölçüde temelsiz olduğunu kanıtlamaktadır. Buradaki esas özne Yunanistan’dır. Bu söyleşide de ifade edildiği üzere bu devlet gerek Milli Mücadele yıllarında gerekse daha önceki dönemlerde Batı’nın siyasal emellerini gerçekleştiren bir oyuncu rolündeydi.

Fransız Devrimi sonrası ideolojik bağlamda tüm dünyayı etkileyen milliyetçilik hareketleriyle başlayan isyanlar, 19.yüzyıl ve 20.yüzyıl başlarında Balkanlarda yalnızca mikro boyutta ulus devletlerin kuruluşuna yola açmakla kalmayacak, daha ileri siyasal süreçlerde bu devletleri doğrudan Batı emperyalizminin askeri ve siyasal enstrümanı haline getirecektir.  Bu bakımdan Osmanlı Devleti sınırları içinde olan ve 1821 yılında başlayan Yunan İsyanı’ndan, 1912-1913 yıllarındaki Balkan Harbi’ne kadar devletin Balkanlardaki zayıflaması ve toprak kayıplarında, Yunanlılar başat role sahipti.  5 Ekim 1821’de, Mora’da başlayan ayaklanmada Türk, Arnavut, Yahudi ve diğer uyruklardan Tripolitsa kentindeki katliamlarda 12,000 kişi öldürülmüştü. 1822 yazına kadar Rum ayaklanması sonucu bu milletlerden ölenlerin sayısı 50,000’i bulmuştu. (Sonyel, 2014: 208-209).

Varlığı bu döneme dek uzanan Yunanistan’ın kuruluşundan itibaren başta İngiltere olmak üzere dönemin başat emperyalist devletleri, özellikle Balkanlarda siyasi nüfuz sahibi olmak ve Osmanlı Devleti’nin zayıflayan gücünü daha da kırmak bakımından bu devleti ciddi biçimde mercek altına almışlardır.  Balkan Savaşları sonrasında ise Rumlarla siyasal ve askeri ilişkilerin boyutu Yunan Devleti’nin güç kazanmasıyla pekişmiştir. Yunanistan’ın Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti’nin imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında İngiliz, Fransız ve İtalyan işgalleriyle birlikte özellikle kendi “Megali İdea” hedefi doğrultusunda İngiliz planlarında yer aldığı görülmektedir.

Örneğin, bu dönemde İngilizlerin rolüne ilişkin, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik aşamalarından biri olan Sakarya Savaşı sonrası bazı gelişmeler önem kazanmaktadır. Kars ve Ankara Antlaşmaları sonrasında Türkler ve İngilizlerin yakınlaşmasını isteyen, İngiltere gibi büyük bir devlete karşı Türklerin direnemeyeceğini düşünenlere karşı İngiliz istihbaratı bilgilerine göre Atatürk şöyle düşünmektedir: “Hindistan, Mısır ve diğer ülkelerde açıkça emperyalist bir baskı siyaseti uygulayan İngiltere’nin Türkiye’ye güvenemeyeceği gibi bu ülkeyi imha amacından da vazgeçmeyeceğini belirtiyordu.” (İngiliz arşiv belgelerinden aktaran Sonyel, 2003:2015).

Dönemsel “Çaresiz” Bir Sav Olarak Kurtuluş Savaşının “Türk-Yunan Savaşı Olduğu” Tezi   

Ülkemizde 1960’ların yoğun zengin fikir hayatından itibaren Milli Mücadele’nin tarafları ve niteliğine ilişkin tartışmalar sürüp gitmektedir. Kurtuluş Savaşı’nın aslında bir Türk-Yunan savaşı olduğu, Türklerin İngilizlere karşı hiç savaşmadığı, İnönü Savaşlarının hiç yaşanmadığı gibi aslı olmayan beyanlar dönem dönem dillendirildi. Bu tezlerin ifade edilmesinde özellikle İdris Küçükömer’in adını anmak gerekir (Ayrıntılı bilgi için Küçükömer, 1984).

Gerçekliği olmayan bu beyanlar Türk Devrimi’nin bir devrim olmadığı, Mustafa Kemal’in İngilizlerin desteğiyle iktidara geldiği gibi tezlerle desteklenmeye çalışıldı. Bu tezleri savunanlar, kasten ya da farkında olmadan, yanlış yorumlarla tarihi gerçekleri gölgeleyerek bulanıklaştırmaktadırlar. Oysaki yüz yıl, tarih biliminde çok yakın bir geçmiştir ve döneme ilişkin bir tezin kanıtlanması çok basittir. Bu tezleri öne sürenlerin tarihçi olmadığı dikkate alınırsa ne derece çaresiz ve acemi oldukları da gözden kaçmamalıdır. Bu anlamda Başbakan Venizelos ile yapılan bu kısa söyleşi, Salahi Sonyel, Erol Ulubelen ve Bilal Şimşir gibi değerli tarihçilerimizin İngiliz arşiv kaynaklarına dayalı çalışmalarının değerini kanıtlar niteliktedir.

 

 

 

1-İngiliz devlet arşivlerinden ulaştığı söz konusu belgeyi dergimizle paylaşan BRIQ Danışma Kurulu üyesi Prof.Dr. Emin Gürses'e teşekkür ederiz.
2-The Times’taki söz konusu haberde, Harrington ile görüşme konusunun Atatürk’ün başvurusu üzerine gündeme geldiği iddia ediliyor. Oysa Atatürk bu konuda bilinçli bir çarpıtmanın yapıldığını, kendisiyle görüşmek isteyenin Harrington olduğunu Nutuk’ta belgeleriyle açıklamaktadır. Atatürk, Harrington’un kendisine yolladığı habere cevaben gönderdiği mektupta da bu durumu vurgulamaktadır (Atatürk, 1983).

Kaynakça   

Atatürk, M. K. (1983). Nutuk (Cilt 1) (Ed. Zeynep Korkmaz). Ankara: Atatürk’ün Doğumunun 100.Yılını Kutlama Koordinasyonu Kurulu.
Ertan, T. F. (Ed.). (2011). Başlangıcından günümüze Türkiye Cumhuriyeti tarihi. Ankara: Siyasal Kitabevi.
Küçükömer, İ. (1984). Batılılaşma, düzenin yabancılaşması. İstanbul: Bağlam Yayınları, 1984.
Sonyel, S. (2003). Türk Kurtuluş Savaşı ve dış politika 2. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Sonyel, S. (2014).Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında azınlıkların rolü. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Turan, Ş. (1998). Türk devrim tarihi 2. Kitap: Ulusal direnişten Türkiye Cumhuriyeti’ne. Ankara: Bilgi Yayınları.
*The Times'ta yayınlanan metin Selim Ayan tarafından Türkçeye çevrilmiştir.