EDİTÖRDEN

Yeşil çözümler Küresel Güney’den yükseliyor

Birçok farklı uluslararası bilimsel kurumun yaptığı hesaplamalara göre, önümüzdeki 25 yıl içinde dünyada çok ciddi bir su krizi ve aynı zamanda buna bağlı olarak gıda kıtlığı yaşanması bekleniyor. Konu, temel meselelerde ortak anlayış ve uluslararası ilişkilerde bir düzen sağlamak amacıyla faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler’in yanı sıra çok sayıda farklı küresel ve bölgesel ölçekli kuruluşun gündeminde. Toplantılar yapılıyor, kararlar alınıyor. Fakat, insanlığın geleceğini tehdit eden bu devasa meseleye karşı tüm dünya halklarının ortak çıkarını gözeten somut ve uygulanabilir bir çözüm ortaya konamıyor. Dahası, bu toplantılarda alınan kararlar, bugün uluslararası sistemdeki eşitsizlik nedeniyle gelişmekte olan ülkelerin aleyhine sonuçlara yol açmaktadır. 
Batı merkezci gözlükler çıkarılarak yapılacak nesnel bir analizde bugün dünyanın karşı karşıya olduğu krizin asıl sorumlusunun, özel kâr ve çıkar için doğayı yıkıma uğratan gelişmiş ülkelerin yönetimindeki sistem olduğu açıkça görülecektir. Bilimsel hesaplamalara göre, sanayi devriminden bugüne küresel ısınmaya neden olan sera gazı salımlarının esası gelişmiş ülkelerden kaynaklanmıştır. Ancak bunun sonuçlarından en fazla etkilenenlerin ise gelişmekte olan ülkeler olduğu görülmektedir. Bu sonuç üzerinden düşünülecek olursa, elini en fazla taşın altına koyması gereken, Küresel Kuzey’in gelişmiş ülkeleridir. Oysa Küresel Kuzey, bu krizin yükünü Küresel Güney’in üstüne yıkmaya çalışmaktadır. 
Gerçekte, çözüm insan ve doğa arasındaki uyumu hedefleyen bir anlayışla ve tüm insanlığın ortak yararını temel alarak bulunabilecektir. Dünyanın karşı karşıya olduğu diğer sorunlar gibi tüm insanlığı tehdit eden bu meselede de çözüm pratikleri gelişen dünyadan yükselmektedir. Gelişmekte olan devletler, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü ile Kuşak ve Yol Girişimi’nin başını çektiği Küresel Güney’in işbirliği platformları kapsamında son 10 yılda yeşil, düşük karbonlu kalkınma için işbirliğini ilerletmektedir. Küresel Güney’in milli devletleri bu işbirliği platformları vasıtasıyla yeni bir anlayışla bir araya gelmektedir. Neo-liberal ekonomik ve siyasal uluslararası düzenin tıkandığı verili koşullarda, gelişen dünya devletleri ortak kalkınma temelinde buluşmaktadır. Aynı zamanda dış borca dayalı finansmana ve serbest piyasaya dayanan ekonomik modelin yerine, iç pazara ve üretime dayanan halkçı ve kamucu seçeneğin zemini güçlenmektedir. Bu anlayış temelinde buluşan Küresel Güney ülkeleri, emperyalist dayatmalara karşı “yeşil endüstri” için birbirleriyle daha fazla işbirliğine giderek, insanlığın ortak geleceğini inşa etme yolunda ilerlemektedir. Aslında durumu, “Küresel Kuzey yıkım, Küresel Güney çözüm getiriyor” diye nitelemek mümkündür. 

FİKRET AKFIRAT
Genel Yayın Yönetmeni

İçindekiler

Öz

Kuşak ve Yol Girişimi (KYG), yeşil kalkınmayı sürekli olarak temel bir ilke ve çekirdek felsefe olarak benimsemiştir ve KYG ülkelerinde endüstriyel yeşil dönüşümü, yeni enerji gelişimini, çevre yönetimini ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını etkin bir şekilde teşvik etmektedir. KYG, dünyanın en önemli yeşil işbirliği platformlarından biri ve kilit konumda bir küresel kamuoyuna mal olmuş bir yapı haline gelmiş bulunuyor. Ancak, AB, ABD ve Japonya gibi ülkeler tarafından ithal ve ihraç malları için “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması” (SKDM) ve karbon etiketleme gibi politikaların getirilmesiyle birlikte, uluslararası ticarette düşük karbon kurallarında yeni eğilimler ortaya çıkmaktadır. Bunlar arasında, öncülük sağlama avantajı için acımasız rekabet, düşük karbonlu ticaret engelleri için koalisyonların oluşumu, ticaret kısıtlamalarının çeşitlenmesi, kurumsal düşük karbonlu ürün tedarikinin genişlemesi ve karbonla ilgili ticaret kurallarının siyasallaşması yer almaktadır. Bu gelişen kurallar, ticaret uyum talepleri, endüstriyel karbon kilidi, karbon fiyatlandırma sınırlamaları ve yeni enerji emilim kontrolleri yoluyla KYG ülkelerinin ticareti, sanayi kalkınması ve yeni enerji gelişimi üzerinde baskı oluşturmakta ve böylece yeşil KYG’nin ilerleme hızını etkilemektedir. Bu zorluklarla başa çıkmak için KYG ülkeleri, SKDM geçiş döneminden yararlanarak koordineli önlemler uygulamalıdır. Bunlar arasında karbon muhasebesi standartlarının işbirliği içinde geliştirilmesi, karbon fiyatlandırma mekanizmalarının karşılıklı tanınması ve standartlaştırılmış karbon açıklama protokollerinin yanı sıra, çoğu ülkenin kolektif çıkarlarına hizmet eden ve kalkınma gerçeklikleriyle uyumlu bir düşük karbonlu ticaret kuralı sistemi oluşturmak üzere uluslararası kural yapım süreçlerine katılım yer almaktadır.
 

Öz

İklim değişikliği, günümüzde en acil ve yaşamsal öneme sahip bulunan küresel ölçekte bir tehdit olarak ortaya çıkmış olup, çevresel sistemler, ekonomik yapılar ve sosyal istikrar üzerinde derin etkiler yaratmaktadır. En ağır sonuçları arasında, toplulukları istikrarsızlaştırma ve dünya çapında eşitsizlikleri büsbütün arttırma tehdidi taşıyan, birbiriyle yakın bağlantılı olan, su kıtlığı ve gıda güvensizliği krizleri yer almaktadır. Bu çalışmada, iklim değişikliği, su kaynakları ve gıda güvencesi arasındaki çok boyutlu ilişkiyi ve karmaşık bağı incelenmekte; iklim değişikliğinin hidrolojik döngüleri, tarımsal verimliliği ve küresel tedarik zincirlerini nasıl bozduğuna dair mekanizmalar ele alınmaktadır. Güncel ampirik çalışmalardan, politika çerçevelerinden ve disiplinler arası bir perspektiften yararlanarak makale, kurak ve yarı kurak bölgelerin, gelişmekte olan ülkelerin ve küçük ölçekli çiftçilerin artan kırılganlığını ele almaktadır. Biyolojik ve fiziksel etkilerin ötesinde, kaynaklar için artan rekabet, nüfus yer değiştirmesi, politik istikrarsızlık ve gibi boyutlar da detaylandırılmaktadır. Makale, bütünleşmiş su kaynakları yönetimi, iklim değişikliği etkilerine dirençli akıllı tarımın (CSA) benimsenmesi, sürdürülebilir beslenme değişiklikleri ve eşitliği, iklim adaletini önceliklendiren sağlam politika çerçevelerine acil ihtiyacı vurguladıktan sonra, iklim değişikliği etkilerini giderici önlem ve araçlara değinilerek  sonuçlanmaktadır.
 

Öz

Uluslararası yönetişim sistemi yapısal bir dönüşüm geçiriyor ve bu dönüşüm, Batı liderliğindeki kurumların geleneksel hakimiyetine giderek daha fazla meydan okuyan bölgesel blokların ve kurumların yükselişiyle hızlanıyor. Bu makale, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı liderliğindeki kurumların hakim olduğu tek kutuplu liberal hegemonik düzenden, bölgesel blokların ve kurumların ortaya çıkmasıyla karakterize edilen çok kutuplu bir küresel yönetişim sistemine doğru küresel geçişi analiz ediyor. Makale, iklim değişikliği, ekonomik eşitsizlik ve siyasi çok kutupluluk gibi ortak bir anlayış ve işbirliği gerektiren 21. yüzyılın zorluklarını ele almak için geleneksel devletlerarası kurumların giderek artan yetersizliğinin, bölgeselcilik ve Güney-Güney işbirliğine dayanan alternatif yönetişim yapılarının yaygınlaşmasına yol açtığını savunmaktadır. Makale, dünya sahnesinde ortak zorluklar veya coğrafi yakınlık etrafında oluşan grupların gayri resmi işbirliği eğilimi olan “bölgesel bloklar” ile yapılandırılmış kurallara ve uzun vadeli yönetişim çerçevelerine sahip resmi yapılar olan “kurumlar” arasında ayrım yapmaktadır. Bu makale, kurumları kategorize ederek, bölgesel blokların ve kurumların küresel olarak daha kapsayıcı ve çoğulcu bir yönetişim mimarisini nasıl şekillendirdiğini değerlendirmektedir. Çin ve Küresel Güney’in yükselişiyle ilişkili mekanizmalara ve bunların küresel yönetişimin gelecekteki yapısı üzerindeki etkilerine özel önem verilmektedir. Çalışma, uluslararası sistemin devletlerarası çatışma çözümü çerçevesinden, çok kutuplu yönetişimi merkezine alan küresel bir zorluk yönetimi paradigmasına doğru kaymakta olduğu sonucuna varmaktadır.
 

Öz

Bu makalenin amacı, İslami Sistem’in uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesi açısından taşıdığı önemi araştırmaktır. Mevcut çok kutuplu çağda, İslam dünyası, Çin, ABD, Rusya ve Avrupa’nın yanında potansiyel bir önemli denge unsurunu temsil etmektedir. Haraç Sistemi ve Antlaşma Sistemi ile karşılaştırmalı bir çalışma yoluyla makale, bir uluslararası ilişkiler modeli olarak İslami Sistem’in varlığını teyit etmektedir. Çin akademik çevrelerinde, bu makalenin yazarları, İslami Sistem’in fiili varlığını öne süren ilk akademisyenler arasındadır. Bu makalede, İslami Sistem’in, tarihsel olarak imparatorlukların ve çağdaş dönemde önde gelen devletlerin temsil ettiği İslam güçlerinin hakim olduğu ve İslam’ın sistem içinde ortak ideoloji olarak hizmet ettiği bir uluslararası ilişkiler modeli olduğunu savunmaktadır. Tarihsel olarak, İslami Sisitem’in dış ilişkileri, erken dönemde toprak genişlemesi, daha sonraki dönemde ise öncelikle ticaret ve dini yayma faaliyetleri ile şekillenmiştir. İslami Sistem dikkate değer şekilde, uzun bir ömre sahip olmuştur. 19. yüzyılın sonlarından itibaren, İslami Sistem’i canlandırma çabaları devam etmiş olup, onun yeniden tesis edilmesi, uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesi açısından büyük önem taşımaktadır.