Deniz ve Asya Yüzyılında Türkiye
Atıf

Gürdeniz, C. (2020). Deniz ve Asya yüzyılında Türkiye. Kuşak ve Yol Girişimi Dergisi, 1(2), 84-89.

Öz

16 Temmuz 2016 sonrası Atlantik’ten Avrasya’ya rota değiştiren ve Mustafa Kemal jeopolitiğine geri dönmek zorunda kalan bir Türkiye var. Bu, günlük siyasetin değil, zamanı gelmiş bir uyanışın ve hayatta kalma güdüsünün jeopolitik refleksidir. Türk-Rus işbirliği Levant sahilinden Mağrip sahiline doğru genişletilmelidir. Bu eksene Türk-Çin yakınlaşması ve özellikle iki ülke arasında ekonomik, siyasi ve askeri işbirliğinin geliştirilmesi de eklenmelidir. Kırım, Sinciang Uygur Özerk Bölgesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) geleceği konuları Türkiye, Çin ve Rusya Federasyonu arasında ilişkilerin geleceğine çok yaratıcı seçenekler sunabilir.

KEMALİZM, CUMHURİYETİN İLK ON BEŞ yılında, jeopolitik ekseni doğuda sınırdaş Sovyetler ve İran; batıda Yunanistan ve Bulgaristan ve Romanya ile dostluk ve işbirliği temelinde “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” paradigmasıyla şekillendirdi. 1925 yılında Sovyet Türk Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması; 1934 yılında Balkan Antantı, 1937’de Sadabat Paktı üzerinden Türkiye çevresinde savunma, güvenlik ve istikrara yönelik kuşak oluşturuldu. İkinci Dünya Savaşının çok yönlü baskılarına rağmen genç Cumhuriyet büyük yıkımın dışında kalabildi. Bu büyük bir başarıydı. Ancak savaşın galibi Avrupa-Atlantik sisteminin, savaş sonrası yeni jeopolitik yapıda Sovyetler Birliği’ni güneyden kuşatan Türkiye’yi bağımsız bırakması mümkün olmadı. Zira Türkiye, Türk Boğazlarına ve Afro-Avrasya’yı kontrol eden muazzam bir coğrafyaya sahipti. İkinci Adam İnönü’nün oluru ile 7 Ocak 1946’da Cumhuriyet Halk Partisi'nden (CHP) kopan vekiller tarafından kurulan Demokrat Parti, muhafazakâr tutum ve liberal ekonomi tezi ile ortaya çıktı. En büyük gücü İslam dinini siyasi enstrümana dönüştürmesiydi. 1950 seçimlerini kazandı ve Meclis onayı olmadan katıldığımız Kore Savaşı sonrası, 1952’de Türkiye’yi sonuçları bugüne kadar katlanarak ağırlaşan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (North Atlantic Treaty Organization- NATO) üyeliğine taşıdı.

 

1950’ler Sonrası ve Avrasya’dan Kopuş

Bu süreçte 1950’ler sonrası Türkiye’ye en büyük zarar Türk-Sovyet dostluğunun, Türk-Sovyet düşmanlığına dönüşmesi ile verildi. Avrasya’dan koparıldık. Tam bağımsız Mustafa Kemal Türkiye’si artık Atlantik sisteminin kullanışlı enstrümanı olmuştu. Komünizm ile mücadele adı altında Kemalist ve devrimci damar kurutuldu. Büyük savaşta toprakları Sovyet işgali altında kalmış Finlandiya kadar olamamış; bağımsız ve bloksuz kalmayı, kurucu Atamıza sadık kalmayı becerememiştik. Akan yıllar içinde Atlantik sisteminin “kenar kuşağı” (Spykman, 1944), Amerikalı George Kennan’ın çevreleme stratejisinin (National Security Archive, 1946) en öncü ve istekli üyesi Türkiye oldu. Kenar kuşağın “Brzezinski İslamizasyonu”1 1979 sonrası Sovyetler'i çevrelemeye hayat verirken, Türkiye’de demokrasiyi muhafazakarlaştırdı ve Cumhuriyetin Kemalist kimyası yerle bir edilmeye çalışıldı. Bu süreçte ayrıca, PKK terörü üzerinden ayrılıkçı etnik milliyetçilik devletin başına bela edildi.

1990’ların başında Soğuk Savaş bitti. Emperyalizm, yani Batı kazanmıştı. Önce Yugoslavya parçalandı. Bosna’da Müslümanlar katliama uğradı. Zafer sarhoşluğu içinde NATO’nun genişlemesi Ukrayna ve Gürcistan’a kadar sınır tanımadan gerçekleştirildi. Rusya kuşatılmıştı. Sıra Avrasya’da “Kalpgâh”a (Mackinder, 1904) gelmişti. 11 Eylül 2001 olayları bunun için tarihi bir fırsat sağladı. Afganistan işgalini Irak işgali izledi. Artık Orta Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da haritalar değiştirilecekti. Hem enerji ve kritik hammadde kaynakları kontrol altına alınmalı hem Çin’in yükselişi engellenmeli hem de İsrail’in güvenliği sağlanmalıydı. Ama en önemlisi “kenar kuşak” konsolide edilmeliydi.  İşte bu aşamada 2002 yılından itibaren Türkiye yeniden şekillendirildi. 2008 yılından sonra Türk ordusu ve donanması Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) vasıtasıyla teslim alındı. Kumpas davalar2 sonucu “kenar kuşağın” en önemli askeri gücünün komuta yapısı bir gecede hapishanelere gönderildi.

Jeopolitik refleks Türkiye’nin güneyinde kurulması hedeflenen kukla Kürt devletine; Akdeniz’den koparılmaya; Kuzey Kıbrıs’taki Türk askeri varlığının sonlandırılmasına karşıdır.

 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişiminden sonra, Türk Ordusuna karşı komploya dayalı söz konusu paradigma iflas etti. Zira Atlantik sisteminin çocuğu, sözde İslami değerlere dayanan bir fitne örgütü olan FETÖ, kendi halkına ateş açmıştı. Devirmek istediği hükümet de İslami değerleri üstün tutuyordu. Böylece demokrasinin dinle sınav süreci sona eriyordu.

 

Atlantik’ten Avrasya’ya Rota Değişikliği

16 Temmuz 2016 sonrası Atlantik’ten Avrasya’ya rota değiştiren ve Mustafa Kemal jeopolitiğine geri dönmek zorunda kalan bir Türkiye var. Bu günlük siyasetin değil, zamanı gelmiş bir uyanışın ve hayatta kalma güdüsünün jeopolitik refleksidir. Jeopolitik refleks Türkiye’nin güneyinde kurulması hedeflenen kukla Kürt devletine; Akdeniz’den koparılmaya; Kuzey Kıbrıs’taki Türk askeri varlığının sonlandırılmasına karşıdır.

Akdeniz Kalkanı ve Ganbot Diplomasisi, Mavi Vatan Tatbikatı, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, FETÖ ile mücadele, Akdeniz’deki sismik ve sondaj faaliyetlerimiz bu refleksin dışa vurumudur. Bu çerçevede Dışişleri Bakanlığı, 4 Ağustos 2019 tarihinde “Yeniden Asya” açılımını başlatıyor. 22 Ekim 2019’da Türkiye Rusya arasında Soçi mutabakatı imzalanıyor.

5 Kasım 2019’da Kuşak ve Yol Girişimi'nin Hazar geçişli orta koridorundan ilk Çin treni Anadolu’yu kat ederek İstanbul Boğazı’nın altından Avrupa’ya erişiyor. 27 Kasım 2019’da Türkiye Libya ile deniz sınırlandırması anlaşmasını imzalıyor. Türkiye’nin İran, Rusya ve Çin başta olmak üzere Asya ülkeleri ile ilişkileri her seviyede yükseliyor. Suriye’de Astana süreci Cenevre sürecinin önüne geçebiliyor. Spykman’in kenar kuşağındaki (Spykman, 1944) devletler yüzlerini Asya’ya dönüyor.

Hiç şüphe yok ki bu kaçınılmaz değişim tarihte uzun bir aradan sonra insanlığın özlediği barış, istikrar ve denge dönemini yeniden başlatacaktır. Zira, insanlık özellikle son 30 yıldır tek kutuplu Atlantik dayatmalarından çok acı çekti. Çok kan döküldü. Dökülmeye devam ediyor. Atlantik emperyalizmi geri çekilirken Bolivya’dan Hong Kong’a, Venezuela’dan İran’a kadar bütün dünyada her türlü kışkırtma ve iç karmaşa taktiklerini deniyor, ancak sonuç alamıyor. Gezegenimizin her yönüyle nefes almaya ve yeni bir düzene ihtiyacı var.

 

Yeniden Asya Açılımı ve Deniz Yetki Alanlarımız

Diğer taraftan 21'inci yüzyıl çok kutuplu küresel sistem içinde hem Asya hem de Okyanuslar Yüzyılı olacak. Bu yüzyılda Akdeniz, Türkiye için Asya ve Deniz Yüzyılının açılım kapısı olacaktır. Bu açılımda Türkiye, “Mavi Vatan” ve KKTC’nin jeopolitik  bütünlüğü esastır.

Türkiye ve KKTC, tarihlerinde olmadığı kadar denizle ve Asya ile buluşacaktır.  KKTC ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki jeopolitik geleceği birbirine tam bağımlıdır. Bu gelecek üç ayak üzerinde şekillenmektedir. Bunların ilki; Mavi Vatan’ın korunması. İkincisi; deniz çıkışı olan kukla, sözde bir Kürt terör devletçiğinin önlenmesi. Üçüncüsü de; Anadolu yarımadasının güney eksendeki en büyük güvencesi, KKTC’nin bağımsız varlığının sürdürülmesidir. Her üç ayak birleşik kaplar gibidir, birbirinden ayrılamaz.

Türkiye’nin Yeniden Asya Açılım döneminde KKTC’nin varlığı özel bir yere sahiptir. Rusya Federasyonu ve Çin başta olmak üzere Asya ülkeleri ile gerek tanınma gerekse ekonomik işbirliği yolunda yapılabilecek çok şey vardır.

Kırım, Sinciang Uygur Özerk Bölgesi ve KKTC’nin geleceği konuları Türkiye, Çin ve Rusya Federasyonu arasında ilişkilerin geleceğine çok yaratıcı seçenekler sunabilir. Aynı süreç, Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan ile ilgili olarak, hükümranlık alanları sorunlarının çözümüne de katkı sağlayabilir. Arkalarına Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB), İsrail, Suudi Arabistan ile Mısır’ı alan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rumlarının haydutluk seviyesindeki saldırgan, hukuk tanımaz tutum ve eylemleri sonucu oluşan karmaşık ve tehlikeli tabloyu dengeleyebilecek seçenekler sunabilir. Bu kapsamda 27 Kasım 2019 tarihinde Libya ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınır mutabakat muhtırasının imzalanması son derece önemli ve büyük gelişmelerdir. Benzer şekilde hükümetin Suriye ile en yakın zamanda bir sınırlandırma anlaşması yapılması için yeni bir süreci başlatması “Mavi Vatan”a en büyük katkıyı sağlayacaktır.

Diğer yandan Akdeniz Kalkanı Harekâtına kardeş ve dost ülkelerin davet edilmesi ve özellikle Hazar kıyıdaşı olup, denize çıkışı olmayan Türk Cumhuriyetlerine savaş gemisi kiralanarak bu harekâta davet edilmeleri teşvik edilmelidir. Bu gelişmelerin Yunanistan tarafından Haçlı-İslam kamplaşması gibi gösterilmeye çalışıldığı da bir gerçektir. Türkiye’nin laik bir cumhuriyet olduğu gerçeğinden hareketle bu tuzağa asla düşülmemelidir. Yunanistan'ın yaptığı bu çığırtkanlığa karşı Mısır ve Filistin’in Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı blokta Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi yanında yer almasını ve söz konusu blokta İsrail’in de yer aldığı gerçeği hatırlatılmalıdır.

Özetle, yeni bir evre kapılarını açmıştır. Anadolu’nun savunması denizde, KKTC’nin savunması Anadolu’da başlar. Unutulmamalıdır ki bugün Doğu Akdeniz’den dışlanan ve izole edilmeye çalışılan Türkiye ve KKTC devletleri, tarihi tekrar ettirmez.

 

Levant’tan Mağrip’e Türk-Rus İşbirliği

Bu çerçevede Türk-Rus işbirliği Levant sahilinden Mağrip sahiline doğru genişletilmelidir. ABD’nin İran’a karşı hamlesi ve bu ülke ile açık çatışma durumuna geçmesi bu işbirliğini daha elzem hale getirmektedir. Bu işbirliği, Körfez’de ve Levant kıyılarındaki ABD ve İsrail politikalarının hukuksuzluğunu dengeleyecektir.

Bu eksene Türk-Çin yakınlaşması ve özellikle iki ülke arasında ekonomik, siyasi ve askeri işbirliğinin geliştirilmesi de eklenmelidir.

Suudi ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) rejimlerine ciddi mesaj verecektir. Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de Atlantik cephesinin bozduğu istikrarı, ancak 21. yüzyılın yeni güç dengeleri ile yerine koyabiliriz. Suriye ve Libya’da işbirliği ile istikrar sağlayacak olan Türk-Rus işbirliği, ABD ve İran arasında tırmanacak gerilimi de önleyecektir. Bu süreçte Türkiye’nin yapacağı en büyük hata İran’a karşı tutum alarak Astana Süreci’nde hayat bulan Türk-İran yakınlaşmasını yaralamasıdır. İran, Batı Asya’da Atlantik emperyalizmi ve İsrail’in bölgesel genişleme ve istikrarsızlık yaratma politikasının önündeki en büyük engeldir. İçerde tek yumruk olabilen Türkiye ve Türk-Rus dayanışması herkesin korkarak beklediği Üçüncü Dünya Savaşı’nı engelleyecek en önemli eksen olacaktır.

 

Türk-Çin Yakınlaşmasının Çok Boyutlu Faydaları

Bu eksene Türk-Çin yakınlaşması ve özellikle iki ülke arasında ekonomik, siyasi ve askeri işbirliğinin geliştirilmesi de eklenmelidir. Bu eksenin gelişmesini önlemek için Türkiye’de mevcut Atlantikçi damarın her türlü kışkırtma ve engellemeyi yapma gayretine gireceğini söylemek mümkündür. Ancak bu süreç soğukkanlı bir şekilde yönetilmeli ve karşılıklı olarak halkların refah ve mutluluğu hedeflenmelidir. Dengeli ve adil şekilde, Türkiye ve Çin’in karşılıklı çıkarlarının geliştirilmesi ve Kuşak ve Yol Girişimi'nde iki taraflı kazanç getirecek projelerin hayata geçirilmesi, sokaktaki insanın doğuya bakışını etkileyecek, yılların Atlantik yanlısı propaganda ile zehirlenen kamuoyunda yaratılmış bulunan menfi algılar bu suretle ortadan kalkacaktır. Bu kapsamda Çinli dostlarımızın Avrupa’ya giriş limanı olarak seçtikleri Yunanistan/Pire limanı jeopolitik hassasiyetler içermektedir. ABD gelecekte bu limanın faaliyetleri ve Çin ile ilişkilerin kısıtlanması konusunda Yunanistan’a baskı yapabilir. Bu gerçekleri göz önünde tutarak, Avrupa’ya giriş için Türkiye ve KKTC limanları ile yeni bir arayışı başlatmalarını tavsiye etmekteyiz.

Türkiye, Mustafa Kemal’in ruhunun aydınlattığı rotada, onun 1 Eylül 1922’de verdiği “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir” direktifinin bugünkü nesillere yansıyan sorumluluğunu yerine getirmelidir. Mustafa Kemal Atatürk, 1933 yılında bir sabah Mısır Büyükelçisi’ne, Çankaya sırtlarından doğmakta olan güneşi göstererek şunları söyler:

“Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları, şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak gerçekleşecektir. Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, bunları yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini, milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı alacaktır.”

 

Kaynakça

Gürdeniz, C. (2013, 23 Mart). Neden Mavi Vatan? Aydınlık Gazetesi. https://www.aydinlik.com.tr/arsiv/neden-mavi-vatan adresinden alındı.
Mackinder, H.J. (1904). Th e Geographical Pivot of History. Geographical Journal, 23(4), 421-437.
National Security Archive (1946, Şubat 22). Th e Charge in the Soviet Union (Kennan) to the Secretary of State. https://nsarchive2.gwu.edu//coldwar/ documents/episode-1/kennanhtm adresinden alındı.
Spykman, N.J. (1944). Th e Geography of the Peace. New York: Harcourt Brace and Company.